9 Şubat 2010 Salı

Yeraltı Edebiyatı 101


"15 yaşımdayken bir kitapta en önemli felsefi sorunun intihar olduğunu okumuştum, bana kalırsa hangi yoldan intihar etmeli, bıçakla mı yoksa ilaçla mı..."
Görünmez Canavarlar, Chuck Palahniuk

Görüldüğü gibi Chuck Palahniuk da saçmalıyor, demek isterdim ancak bunu kendisi demedi, panik yapmaya gerek yok az önce salladım bir şeyler. Gerçi kendisi dese bile beni bağlamaz. Her 3 sayfaya en az 2 boş beylik laf düşen kitaplar yazdığını iddia etmiyorum, çünkü sadece bir kitabını okumuş bulunmaktayım. Ancak, yeraltı edebiyatı olsun, ya da Bukowski tarzında işler olsun bu tip konuları okurken pek keyif aldığımı söyleyemem. Neyse siz canım okurlar için Bukowski gibi yazma rehberi hazırladım.( Yalnız tüm gözlemlerin çeviriler üzerinden olduğunu belirtmek isterim. Sonra vay öyle değil, vay efendim "harbiden de malsın" falan yorum gelirse anlamam.) Önce bu rehbere uygun bir yazı yazalım aşağı:

"...Sabah uyandığımda, pis bir evsiz sıcak sidiğini başımdan aşağı döküyormuş gibi hissetim. Akşam yine, ucuz şarabı çok içmiş, sonra Anita'nın o dolgun kıçını çimdik içinde bırakmıştım. Yataktan çıkıp donumu giydim. Mutfağa doğru yol alırken her pencerenin yanında yavaşlıyor, sabah güneşinin vurduğu ereksiyonumu açık pencereden San Francisco sokaklarına sergiliyordum.

2 haftadır işsizdim, Anita da bir kumaş fabrikasında çalışıyordu, bu yüzden erkenden kalkıp evden gidiyordu. Halbuki sabah uyandığımda sevişmekten o kadar haz alıyordum ki, onu da işi bırakması için ikna etmeye çalışıyordum kafam güzel olduğu zamanlar.

Mutfakta, kahvaltı masraflarını azaltmak amacıyla biriktirdiğimiz şişelerden birkaçını elime alıp, belki 2 aydır yıkanmayan taşak kokulu pantolonumu da giyince evden çıkıp karşıdaki dükkana vardım.

- Günaydın Lois
- Günaydın Henry, dün akşam hiç uslu durmadınız anlaşılan.

Gülümseyip şişeleri verdim. Her gün giydiği o eteğinden kıçının nasıl güzel göründüğünü biliyor, buna rağmen beni tahrik ediyordu. Aklımda bir resmini çekmiştim, kahvaltıdan sonra hayaliyle sevişecektim..."

Gibisinden işler çıkartılabilir. Tabii, normalde betimlemeler biraz daha fazla oluyor, diyaloglar daha samimi oluyor falan filan. Edebiyat insanları, buna Dirty Realism diyorlar. Biz adamı yargılamadan rehberimize geçelim:

1. Kesinlikle çok samimi olun. Gelecekte okuyucu kitlenizin 14 yaşlara varacağını aklınızdan atıp rahat rahat yazın.

2. Küfür değil de böyle, hani mahalledeki şarapçı abiler olur ya, onlarla biraz takılın konuşma tarzlarını sindirin. Eğer yukarıdaki gibi çeviri tarzı bir şeyler yazmak istiyorsanız "hey", "olamaz" gibisinden kelimeler kullanın, yok eğer ben dümdüz şarapçılık mesleğini bu coğrafyada yaşayan insana göre icra etmek istiyorum diyorsanız asla göte göt demekten vazgeçmeyin. Dümdüz yazın, asla hey, ouuvv, gibi ünlemler kullanmayın.

3. Sert olmayan küfürler en iyi dostunuz olacaktır. Bakmayın, Bukowski Türkçe bilmediği için elinde az küfür var, Türkçe'de olsa ana bacı giderdi muhtemelen.

4. 1940'ların Film-Noir'larını izleyin, bol ahşaplı evler falan filan. Mekanları kurguda daha rahat betimlersiniz.

5. Siktiredin, kim ne yapacak Bukowski gibi yazma rehberini ben de vazgeçtim. Resmen ölü doğmuş bir yazı oldu.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Copyright © 2010 MONTEYN