3 Mart 2010 Çarşamba

Them Crooked Vultures ya da Süpergruplara Kafam Girsin Üzerine

Süpergrup meselesinden pek haz etmiyorum. Normalde saygı duyulabilen insanlar bir süreliğine taşak oğlanına dönüşüyorlar. Velvet Revolver'da böyle bir durum oldu. Scott Weiland insanı ayrıldı gruptan, düzgün birilerini bulmaya çalıştılar, Audioslave dağıldı (bu iyi oldu RATM toplantı da, Chris Cornell, Snoop Dogg'a dönüştü yalnız o biraz kötü oldu. Zaten onda da Snoop Dogg gibi hafiften yılansı fare çocuğu tipi vardı.) Bu konuda yine, Pearl Jam'in temellerinin atılmasına vesile olmuş Temple of the Dog'u, bir de Traveling Wilburys çok sevdiğimi söyleyebilirim. Özellikle Traveling Wilburys öyle hayvani bir grup ki, aha yazıyorum Bob Dylan, George Harrison, Roy Orbison, Tom Petty ve Jeff Lyne. Bu heriflerden yeryüzününen iyi albümü çıkar diye düşünüyor insan, yeryüzünün en iyi albümü değil ama ilk albümleri çok keyifli bana kalırsa. Hele bunların promo fotoğraflarının bir tanesinde sünnetlik çocuklar gibi koltuklara oturtulmuş halleri var bir tane muhteşem bir poz. Bir de hala berjer koltuk satın alınıyor mu bilmiyorum ama, lütfen modası geçmiş olsun. Sadece şöminenin karşısına yerleştirildiğinde güzel duran bir koltuğu insanlar niye satın alıyorlar anlamıyorum.

Neyse Them Crooked Vultures'a gelelim. Şimdi, insanlarını sayayım önce Dave Grohl davul çalıyor, Josh Homme gitar takılıyor, ve (hatta buraya -sıkı durun- falan yazardım da, pek hoş durmaz galiba. Nickelodeon'un hazırladığı belgesellerde heyecan yaratma öğesi olarak kullanılan bir şeyi buraya pek koymak istemiyorum.) John Paul Jones da bas çalıyor.

Tabii şarkılardan biraz bahsetmeden önce şunu söylemek istiyorum, düzgün bir kulaklığınız varsa açın bası patlamayacak seviyeye kadar. Sonra bas ve davulun birbirine nasıl dil attığını dinleyin. Resmen birbirlerini dilliyorlar yahu, şimdi uygunsuz bir tanım oldu biliyorum ama; öyle bir bas davul birlikteliği var ki John Paul Jones'un artık anneanne buruşmasına başlamış ellerinden öpesi geliyor insanın. Bu birbirlerine dil atma mevzusuna en iyi örnekler Scumbag Blues ve Caligulove diyebilirim. Bu arada Scumbag Blues'da, Derek and the Dominoes etkileri görülüyor, stüdyoya Eric Clapton mı uğradı ne oldu orasını tam bilemiyorum.

Interlude with Ludes, yavaş şarkı çok kötü, artık onu albümü doldurmak için mi yerleştirmişler bilmiyorum ama, duymaya çok alışkın olduğumuz türden yavaş bir Stoner Rock şarkısı pek iş bulamadım. Onun dışında bir de ilk şarkı No One Loves Me & Neither Do I'da, bir de Caligulove'da Dağlar Kızı Reyhan'ın "Ne güzelsin aygız/Bir Tanesin ay gız." kısmının ritm bölümlerini çalmışlar. Buna da artık MESAM el atmalı deyip geçiyorum. Ama ciddi söylüyorum özellikle bu No One Loves Me (off çok uzun yemin ederim şarkının adını yazarken içim bayıldı.), yi dinlediğiniz zaman gerçekten o kısmı anlayacaksınız.

Bu grubun albüm görsellerini kim tasarlamışsa, ona da yarım kilo baklava yollamak istiyorum, ama tek şartla; baklavayı telaffuz edebilse bile kesinlikle doğru söylemeyecek "baklıva, baklıva şooguzal" deyip ses kaydını yollayacak, ben de ona baklavayı yollayacağım. Zaten pek sevmediğim bir tatlı, yerken bile bakterilerin dişlerimi çürütmesi anını bile hissediyorum. Olsun çürürlerse tamamını altın kaplatırım. Hah evet, bakın bu aklıma gelmişken ondan da bahsedeyim. Bu altın diş tam olarak ne zaman moda olmuş? Geçenlerde yine birileriyle tartışırken, bu olayın hacıların döndükleri kasabaya taş dikmesi geleneği olduğu gibi, aynı şekilde dişlerini de altın kaplattığından bahsediyorduk. Ya da üçkağıtçı bir roman kahramanı olup, kitabın ortalarına doğru şerefsizce gülümsemesinin betimlemesi yapılması lazım. Bu ikisinden biri dışında duruma mantıklı bir sebep bulamıyorum. Zenginliği göstermenin en kötü yolu olabilir altın diş, bir de boyanmış kartonpiyer.

Valla Them Crooked Vultures'ı da meraklısı dinlesin, pişman olmaz. Bir hafta dinleyip kenara atar diye düşünüyorum. Audioslave'in çıkarttığı Show Me How To Live gibi çok akılda kalıcı parça çıkaramamışlar, yine de albümü benim bulduğumdan daha keyifli bulanlar olacaktır mutlaka.

Ya bırakın Them Crooked Vultures'ı, gelin Traveling Wilburys'de anlaşalım


Hatta başlamışken Traveling Wilburys'den de bahsedeyim. Zaten iki tanecik albümleri var, Vol.1 ve Vol.3. İlk albümden sonra Roy Orbison ölüyor, ve biz "Niye gittin Roy Kaptan, şimdi üşüyoruz." gibi cümleler kurmayı ihmal etmiyoruz. İlk albümün her damarcının evinde mutlaka bulunması gerekiyor, bir youtube yorumunda da belirtildiği gibi "Bordeaux'dan Selam, Damara Devam!!!"

Öyle acı şarkılar yok aslında, Modern Times kapalı hava yolculuklarında dinlenecek bir albümse, bu Vol.1 da yaz tatili için bir albüm.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Copyright © 2010 MONTEYN