28 Ekim 2009 Çarşamba

Komiseri Vurdum Ancak Polis Memurlarını Vurmadım Üzerine



"Eğer bir müzik grubunda bulunsaydım, Pet Shop Boys'un sessizi olurdum."(p.34, Essais)
Michel de Monteyn

Az önce uyurken aklıma Perihan Savaş geldi. Üzerine o kadar düşündüm ki, Perihan Savaş'ı sevmek için tek nedenimin "Bitirimler Sınıfı" olduğuna karar verdim. Siz bu filme ne hisler besliyorsunuz bilmiyorum ama ben, en sevdiğim filmler listesinde There Will Be Blood'un bir altına koyuyorum. Hem verdiği ümit ve sevgi, hem de senaryonun tamamen bilinçakışıyla yazılması gözlerden kaçmıyor. Sanırım IMDB çalışanları da bu durumu anlamış olmalı ki, sayfasındaki önerilen filmler başlığı altında Nuri Bilge Ceylan'ın Kasaba'sını da dahil etmişler.

Filmin konusundan kısaca bahsedeyim, hayatında hiç televizyon izlememiş okur vardır belki. Sezer ve afacan arkadaşları(evet afacanı bilerek kulandım, bu güzel kelimenin ne kadar az kullanıldığının farkında mısınız?) Özel Sevgi İlkokulunda okuyorlar ve müdürleri Aydemir Akbaş'ın ikinci meslek olarak ucuz erotik filmlerde oynadığını bilmiyorlar. Her gelen yeni öğretmeni okuldan postalıyorlar. En sonunda, filmin başında resmen bir kaltak olan Perihan Savaş geliyor, Sezer'i aç bırakıyor, gözünün önünde yemek yiyor falan. Sonra, bir şeyler oluyor Perihan'dan özür diliyorlar ardından da bilgi yarışmasını kazanıp, Aydemir Akbaş'ın verdiği söz üzerine kampa gidiyorlar. Ancak burada da, her şey değişip polisiye film haline geliyor ve, karısını öldüren bir adamı tongaya düşürmelerini izliyoruz.

Öncelikle, senaryodaki şaşırtmalı ustalığa dikkatinizi çekmek istiyorum, ancak bu okulun özel okul olması, cezalar falan hep yabancı bi filmden çalınmış gibi gelmişti bana. Sonra lisede okurken, benim okul müdürümün de ceza olarak insanlara çapa yaptırdığını ve yatakhanede kalmama cezası verdiğini falan hatırlayınca olaylar biraz daha normal gelmeye başladı. Hele ben müdür olsam, Sezer'in yaşına bakmaz ağzının ortasına iki tane çakardım sanırım. Bitirim değil, bildiğin piç çünkü. Yalnız çok salakça bir sahne var, Ayşen Gruda öğretmen olarak geliyor, ve ardından Sezer ile yanındaki hafif kilolu arkadaş onun gözünün önünde zehir hazırlıyormuş gibi yapıyorlar. Ancak zehiri açık açık limonlu ve portakallı oraleti karıştırarak yapıyorlar. Buradan şu sonucu çıkarıyoruz, zamanında liseden mezun olup öğretmen yapılanlar bir kısmı gerçekten çok kötü durumdaymış.

İkinci bir konu da, Cennet Mahallesi sevgili okur. Bundan daha Temmuz ayında bahsetmek istiyordum, yalan oldu. Şimdi üzerimdeki etkileri de yok oldu zaten. Yine de Cennet Mahallesi dizisini, Maske'nin bir bölümündeki Cehennem tasvirine benzetiyorum. Maske o bölümde Cehenneme düşüyordu, ve Cehennem'de aslında harlanan odunların falan bulunmadığını, herkese zorunlu olarak bir kadın programının aynı bölümünün her gün izletildiğini görüyordu. Bu dizinin de her bölümü aynı ve sanırım 3 ya da dört yıl boyunca insanlar Alişan'la Çağla Şikel'in evlenememesini izledi. Ya anlıyoruz, bir kurgunun olması için çatışma gerekir. Ancak sadece tek çatışmaya indirince bunu çok acaip oluyor. Yani, ortada bi tüfek var, ancak patlayamıyor da!!(Özür dilerim, burada hem Alişan'a laf koyarmış gibi oldum, hem de Çehov'un sözünü ziyan ettim.) Daha fazla uzatamayacağım, zira çok hastayım, böbreklerim çok ağrıyor. Ayrıca kafamın içinde çamur deryası varmış gibi hissediyorum.

Az önce Ferdi Tayfur'dan, Ben de Özledim'i dinliyordum. Uzak mesafeli ilişkilerin nasıl zor olduğunu anlatan bu şarkıyı tüm kader mahkumlarına ve şu an Bolu kapalı cezaevi D3 koğuşunda yatmakta olan amcam Kamber de Monteyn'e yolluyorum. Delikanlı23....
Çok güzel bu şarkı yaaa. Esra.....
Esra istersen seninle buluşabiliriz, numaranı buradan göremiyorum siliyorlar, şifreleyerek aşağıya yaz. Delikanlı23....


(Videoyu hazırlayan arkadaşın ismine dikkat!!!)


0 yorum:

Yorum Gönder

 
Copyright © 2010 MONTEYN