28 Eylül 2011 Çarşamba

Kovboy Şapkası ve Moda Üzerine




Mesela kovboy şapkasını gerçek anlamda(nasıl gerçek anlamda? lütfen üniversite adayları şuradan biyrooon) son kullanan kişinin son gününü düşünüyordum geçen gün. Rodeocular gibi değil, mesela o modanın geçmesi, mesela 90ların çok yüksek belli dar kot pantolonlarını kullanan 1 adet insan tanımama rağmen onun neredeyse camp vesilesiyle öyle giyindiğini düşüneceğim.

Bu şapkanın giyildiği son gün, bu adama eğer "Hey dostum kafanda o Sivil Savaş döneminden kalma şapkayla ne yapıyorsun öyle?" denmediyse Amerikan Kültürü, tarihinin en büyük darbesini almış ve 20 yıl içerisinde çekilecek filmleri Türkiye'ye yollarken "Eğer böyle çevirmezseniz, firmamızla ilişiğimiz kesilecektir" denmesi engellenmiş olacaktı. İyi ki öyle bir şey yapmamış. Bu arada kelimeler hususunda gezerken bugün sizinle bir cümle hakkında da konuşmak isterim. Gazeteleri, öfke dolu bir şekilde, anlatım bozukluğu uğruna kesip biçen idealist ortaokul Türkçe Öğretmeni gibi, geçenlerde Radikal Gazetesi'nin kitap ekini okurken denk geldiğim bir cümleyi sizinle paylaşmak isterim.

"Ancak bu Zizek'in kendini tekrar etmesinden farklı bir anlama, Zizek'in kitap yazma/yapma biçiminin organik ve şizofrenik yapısına işaret ediyor: Zizek ideolojinin topyekûn, her yerde nazır varoluşuna karşılık olarak her yerde beklenmedik anlarda beliriveren, ideoloji ve kültür nesnesinin yeri sabit kalırken izleyicinin bakış açısının hafifçe değiştirdiği ve bu sayede nesneyi hafifçe ama hayati bir farkla yeniden gördüğü topyekûn bir paralaks saldırısını örgütlüyor."

Bu cümleyi aşağılamadan önce benim ne 1.Kara Kitap'ı çocukça savlarla aşağılamaya uğraşan Tahsin Yücel kötükalpliliğinde olduğumu ne de 2. cahilliği yücelten bir zihniyete sahip olduğumu bilmenizi isterim. Şimdi bu cümleyi yazan kişinin bir yerlerdeki hocası yanında olsa burada müsaadenizle bir alıntı yapacağım "HAMİYETTEN GÖZÜNÜN YAŞINI TUTAMAZDI!" Bu gerçekten de anlaşılmayacak yanı olmayan düz çirkin akademik cümle, bir kitap incelerken kendini bilhassa geniş zaman kullanımı ve devrik cümleyle karışınca değmeyin inceleyenin keyfine. Ben bunları her gördüğümde her sayfasını arşivleyip kış gelince üzerlerine gaz yağı döküp soba tutuşturuyorum. İşin raconu böyle tabii yapacak bir şey de yok. Ey Akademik anlatım! "Gömelim Gel Seni Tarihe" desem sığmazsın. Öncelikle şunu söylemem gerekiyor, anlayabileceğiniz gibi Felsefeyle "Sende bir para bende bir para değişirsek yine bir para, sende bir bilgi bende bir bilgi değişirsek iki bilgi" sığlığını çok az aşmış olmama rağmen misal Nietzsche'nin bu tip yazan adamları bıyıklarıyla çok sert bir şekilde dövmek istediğini tahmin edebiliyorum. Neyse efendim, isteyen istediği gibi yazsın, bu gün ikinci bahsetmek istediği konu Requiem for a Dream'de Jennifer Connely'nin ağzına veren zenci dayı. Öncelikle böyle cinsiyetçi, ırkçı iğrenç bir kullanımda bulunduğum için özür dilerim onu şimdi açıklayacağım.

Geçen gün bir arkadaşım aradı(diyelim ki adı Fatih olsun) "Abi The Thing'i izledim yine, çok güzel" falan filan bir şeyler saçmaladı. Ben de, "Fatih arkadaşım, sanırım "Requiem for a Dream'de Jennifer Connely'nin ağzına veren zenci dayının oynadığı filmden bahsediyorsun." diye bir çıkışta bulundum. Biz böyle Requiem for a Dream'de Jennifer Connely'nin ağzına veren zenci dayı yukarı, Requiem for a Dream'de Jennifer Connely'nin ağzına veren zenci dayı aşağı bir konuşmaya girdik. Sonra dedim ki "Sevgili değerli arkadaşım biz böyle konuşarak biraz ayıp etmiyor muyuz?" o da onaylayınca hemen cümlelerimizi sonlandırdık ve ardından adamın adını(aliterasyon) öğrendim Keith David, bugün kendisinden ve Jennifer Connely'den bu kullanımımızdan ötürü 70 milyonun önünde özür dilemek isterim.

Saygılarımızla

Monteyn ve Avukatı

26 Ağustos 2011 Cuma

Phil Collins Tipi Saç Dökülmesi Üzerine


Dermatoloji stajını yapanlar, ve çeşitli durumlardan muzdarip olanlar erkek tipi saç dökülmesini bilirler, fakat Phil Collins tipi saç dökülmesi sadece uzmanlığı tamamladıktan sonra Dermatoloji bölümündeki en başarılı 3 doktora açıklanan bir vaka, aka illet. Ben inanmıyorum ki saçı herhangi bir dönem dökülmüş olsun, çünkü motown klasiklerini seslendirdiği son albümündeki çocukluk fotoğrafında da yine aynı kelin kapatılmış olduğunu görüyorum. Gerçekten de dünyadaki en güzel ikinci şarkıyı yapan Phil Collins'in böyle bir durumdan muzdar
ip olmasından ötürü, Genesi elemanları 90'larda yardım konserleri düzenlemişler ancak tıp ilminin bu konuda başarıl olmasını yine de sağlayamamışlardır. Siz değerli okurlarımı sadece bu konuda bilgilendirmek istedim, çünkü nasıl desem bilmiyorum ama Phil Collins bu yüzden, saçlarını siyaha boyasa ince telli yağlı saçlarıyla biraz Snape olurmuş gibi geliyor. Tabii ki Snape'i oynayan abi konuşurken sürekli futbolcu sümkürmesine kurban gideceğimi hissettiğim için de olabilir bu. Şimdi hangi kitapta filmdeydi hatırlamıyorum ancak şimdi wikipedia sayesinde hatırladığımn Ateş Kadehi'ndeki The Weird Sisters'da Jarvis Cocker ve Jonny Greenwood'un yanına çıkıp iki şarkı söylese ben gerçekten de çok sevinirdim. Burada hiç izlemediğim bir dizi olan 30 Rock'dan bir alıntı yapmak istiyorum derken, bazen fark ediyorum ki, yazının tam bu noktasına vardım gerçi ama bu yazıyı uzattıkça içiniz bayılacak çünkü; gece yatmadan önce çok iyi bir fikirmiş gelen bu fikri bilgisayar başına oturunca oldukça sıvadım o yüzden siktiredin. O değil de Metallica'yla Lou Reed albüm yapıyormuş ya la? Asıl o konu ne olacak hiçbir fikrim yok, gerçi albümün adı hafif yumuşak şeker çağrışımı yapacak şekilde Lulu seçilmiş, beni tanıyanlar bilir 35 yaşın üzerindeki müzisyenlerinj genellikle müzik hususunda sıçışının şehadet şerbetinden tattığım için pek bir şey beklemem. O yüzden bu albüm hakkında yapılan "herhangi biri tarafından yapılmış en iyi süper ayı güzel" yorumunun biraz çocukca kaçtığına inanıyorum. Oha yalnız birlikte çektikleri videoyu izledim de kanım çekildi, Lou Reed resmen benim eniştemmiş! Biz de neden sürekli Bulgaristan'a gidiyor diye şüpheleniyorduk, meğerse çift kimlikli bir hayat yaşıyormuş. Gülmeyin değerli okuyucular, zaten bu kadar bayat bir espriye gülmemenizden ötürü sizi çok seviyorum. Ancak ben küçükken babam Fatih Kısaparmak'a benzediği için televizyonlarda gördüğüm zaman ağlamış biriyim. İyi ki şimdilerde iki elmanın bir yarısı gibi sürekli ekranlardalar da ben de babamın Fatih Kısaparmak olmadığından emin olabiliyorum. Ayrıca şu altı çizilmiş videoyu izlediğiniz zaman gördüğünüz tepkilerin aynısını ben de sarhoşken veriyorum. Yapacak bir şey yok, özellikle sabah uyandığım zaman sarhoşken yazdıklarımı görünce gerçekten o videonun etkisini yaşıyorum. Bu yüzden Mark Twain'in "Sarhoşken yazın, ayıkken düzeltin" yorumuna "yarramiyyeaao" diye cevap vermek isterim. Gerçekten de içki işe yarayabilir belki ama Deakadan yazarlar için tutan bir meseleymiş sanırım özellikle 1870-1950 arası dediğimi şey yapıyor yazı bitti de son zamanlarda Kanye West çok dinliyorum, lütfen şu şarkıyı dinler misiniz?



Çok afedersiniz ama Jay-Z şarkının başında "Rap şarkılarındaki onaylayan zenci"lik yapıyor onu mazur gürünüz lütfen. Şimdi gıybet yapmak gibi olmasın, ya da Jay-Z'den "Yoo Monteyn Mofo" diye diss yemek istemem ama Jay-Z'nin kafası biraz büyük bence, bunu aşağılamak için söylemiyorum benim de götüm büyük ama Jay-Z'nin kafası biraz garip büyük. Nasıl desem biraz tuğla kafa bence.

16 Ağustos 2011 Salı

Saklambaç Üzerine

Bi siki de beğen be De Niro, hep tatminsizsin.

"Saklambaçta iki kişiyi sobeledikten sonra, çay yerine topal tilki verenler; hepinizin amına koyayım. Lafım özellikle sana Aytuğ Piçi."
Adorno, Minima Moralia

Evet, değerli okuyucular ben de Adorno'yla aynı fikri paylaşıyorum, madem iki kişiyi sobeledin ve götün başkalarını aramaya yemiyor ya da çömlek patlayacak diye korkuyorsun, adam gibi çay ver amına koduğum ebesi. Topal tilki verip de milleti seksek getirip düşene parmak çektirtmeye çalışan ebenin durumunu, özgüven eksikliğinden başka nasıl açıklayabiliriz ki? Bir de parmak çektirmeden önce noterle(Oyuncuların güvenoyuyla seçilmiş hepsinin güvenini yed-i emin gibi kendinde saklaması gereken ama çoğunlukla öyle olmayan. Bu arada unutmadan yed-i eminlik de en karizmatik meslek isimlerinden biri olabilir. Gerçi normalde tam meslek değil ya, ne bileyim otoparkları da oluyor o yüzden söyledim. Bu arada gerçekten tatilimi Türkiye'de geçirdiğim için, internet kafeden yazıyorum bazen şu an yukarıda Almancı bir gencin kafamı sikmesi vesilesiyle ona bir şarkı yollamak istiyorum:


)oraya gidip noterle "Abi Merve şunu çekerse Ayberk'le Mustafa bunlardı diyeceğiz, bunu çekerse de bunlardı diyeceğiz" diyen içten pazarlıklı Soroscu yavşaklar da var ama ben onlara hiçbir şey demek istemiyorum. Eminim şu anda hepsi günde 6 saatini facebook'da zaman yitiren insanlar olmuşlardır. Sayın değerli okurlar siz bilmiyorum biliyor musunuz ama, Céline ve Ayberk saklanırken çok afedersiniz ama genital organına dokundu diye Céline'le beraber bir bölük erkeğin(yaş 11) saklandığını çok iyi bilirim. Biliyorsunuz çömlek patlatıp ebeyi şaşırtmak için tişört değiştirenler falan oluyor, ben hiç yapmadım çünkü yeni ergenliğe giren erkek kokusu esansını başta belediye otobüsleri olmak üzere her yerde alınırken bir de başkasınınkini çekemezdim. Ama eminim Céline'e bunu teklif edenler olmuştur, işte vay onların haline(Ramazan neşvesiyle hafif Ayet esintilerini cümleye doldurmak) Aslında bu saklambaç oyunu tamamen ahlaksızlık ve pislik dolu şeyler öüretiyor çocuklara, o yüzden ya Evlenme Programlarının spin-off'u olarak televizyona girmesini öneriyorum buradan eminim beni dinleyenler çıkacaktır.

Çok değerli okurlar sanırım güzel müzik yapan birini buldum şu an, şuna bir bakar mısınız? Teraziye tıklayalım, emeğe saygı.


P.S: Zu Spat'ı oynatmadan önce Çetin Çetinkaya'nın yüzündeki ifadeye "gang-bang" "bukkake" "facial" porno izleyenler aşinadır. Ben de şimdi fark ettim, hemen siz okurlara da aktarayım istedim. Saygılar.

P.S2: Çok önemli bir tespit de paylaşmak isterim değerli okurlar, "Saklambaç oynayanlar kaleye mum diksin" diyince kaleye mum dikince babanız ölmüyor. Öyle yapınca baban ölüyormuş diyenlere hemen "Aynaya bak aynaya, sensin o" demeniz dileklerimle bu yazıyı da sonlandırıyorum.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

The Middle East Üzerine



Değerli okurlar, 15 gün önce dağılmış olan bu grubun yasını tuttuğum için dışarılara çıkamıyordum. Hiç iddialı bir topluluk değiller, kendi çaplarında folk(aka halk müziği, ya da halk oyununa folklor oynamak demek gibi çılgınca terimler) yapıyorlar. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi ağırbaşlı insanlar şu ortadaki hippi tipli hariç. Hippilik mi kaldı abi, Devendra Banhart mısın sen? Natalie Portman( <3 ) bile orman adamı tipli olduğu için postayı koydu, Black Swan'daki balerin tipli Oz'daki Chris Keller tipli bir adamla yeni bir ilişkiye yelken açtı. Fakat neden Los Angeles'da magazin blog'u yazan bir insan gibi böyle saçmalıyorum hiçbir fikrim yok. Bana ne kim ne yaparsa yapsın. Albümlerinin adı biraz Emmocu gibi duruyor "I want that you are always happy" fakat ön yargıyla yaklaşmazsanız gerçekten çok tatlı bir birlikteliğe yelken açılabilecek bir albüm. Bu arada Emmocular demişken American Football diye bir grup var tek albümleri var, onlar da Emmocu ama serserilik itlik kopukluk yapmıyorlar. Eğer beni hala böyle konularda ciddiye alan birileri varsa istiyorlarsa dinleyebilir.

İkinci bir husus ise Chris Keller demişken The Best Page in The Universe'ün yazarı George Ouzunian Chris Keller'ı oynayan abimize çok benziyor. Şimdi fotoğrafını koyacaktım ancak, karşılaştırmanın hiçbir getirisi olmayacak, o yüzden geçiyorum bu meseleyi.

Geçen gün Ulysses'le sinek öldürmeye çalışırken kas yaptım dostlarım, peki bunu neden diyorum, iki yılı aşkın süredir bu blogu yazmama rağmen bu kitabın gösterisini yapmamışım, yoksa ondan bahsetmeyeceğim bile, hava atacak olsam 10 yaşında okuduğum Sağlık Ansiklopedisi'nin Cinsel Yaşam bölümünün benim kişilik oluşumuma nasıl zarar verdi
ğiyle hava atardım. Gerçi bununla neden hava atılıyor bilmiyorum, ama genital siğilleri ve servikal enfeksiyonları illüstrasyonlarla gördüğüm andan beri bazı geceler Everything You AlwaysWanted Knnow About Sex*(*But Afraid to Ask)teki dev meme sahnesindeki gibi kovalandığımı görüyorum.

Bugün asıl bahsetmek istediğim şeylerden biri, Mehter Takımı'ndaki Zincirli abiler, bunlara Zırhçı deniliyormuş, ben de geçenlerde bu kıyafetleri tedarik eden bir firmanın sitesine girmeden önce kendilerine Kasap Eldiveni diye sesleniyordum.
Şu evrende 1.zengin çocuğu ve 2.belgesel gezeni olmaktan sonraki en kıyak meslek bu yüzden kasap eldivenliğidir. Koca grupta enstrümanla zerre ilgin yok, üstüne sana küçük ilçelerin kurtuluşunda, meydanlarda Macar Kralı Yanoş saldıracak değil. Yanlarında yürüyüp gidiyorsun. Bu adama mesela "Abi işler nasıl?" diye sorulduğunda "Buna şükür, bu sene bıyık mahsulu pek iyi" falan mı diyor ne diyor hiç bilmiyorum. Muhtemelen Mehter Takımı'ndaki elemanlar en çok Zırhçı'ya ayar oluyordur, tek meziyeti şövalye zırhının vücut çorabı versiyonunu taşımak adamın. Bu arada değerli dostlarım eğer okurlardan herhangi birinin babası Zırhçılık yapıyorsa ondan özür dilemek isterim, muhtemelen gerçek bir mesleği de vardır, bir gazetenin insan kaynaklarından "Askerlikle ilişiği kesilmiş, bıyıklı, yolculuk sorunu olmayan Zırhçılar part-time alınacaktır yemek+yol+ssk" ilanıyla bu işi yapmıyorsa gerçi. Ya da ne bileyim ya hu, zaten artık mehter takımlarındaki insanların Levent Kırca makyajı takma bıyığı taktıklarını gözlemliyorum son zamanlarda Paris'te, onlara yazıklar olsun.

31 Temmuz 2011 Pazar

Calvino Üzerine


Doğrudan wikipedia'daki fotoğrafını yüklediğim için bu heyecanı nasıl paylaşmak istediğimi anlayabilirsiniz, Marcus Aurelius'un Meditations'ındaki sakinlik şeyini bozacağım. Dinleyin, kısa olacak

Calvino'yu biliyorsunuz, post modern bir abimiz, ekmeğini solculuktan postmodernlikten itlikten kopukluktan kazanıyor. Bu abimizin yayıncılığını bir dönemin İtalyan Başkanı Luigi Einaudi'nin oğlu Giulio Einaudi yapıyor. Peki o kim? Ludovico Einaudi'nin babası!!! Evet, bildiğiniz minimalistlik piyanistlik falan filan işinden para kazanan adamın babası. Adeta Norah Joınes'un babasının Ravi Shankar olduğunu öğrenmek anındaki hezeyanı yaşadığım için buraya bu hezeyanı aktaran bir şarkı koyuyorum.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Falım Fallarının Tutarsızlığı Üzerine


Merhaba okuyucular, bu yazıyı er(und das erbaş) sidiği kokulu bir internet kafeden yazıyorum, gerçekten bu sıcakta bulunduğum yerde Emrah Ablak'ın çizimlerindeki arap taşakları gibi sarkıyor sıcaktan[yani taşaklar değil bildiğiniz tüm vücut şu Dali'nin La persistencia de la memoria (net kopi peyst I kalp yu wikipedia) resmindeki gibi akıyor. Ayrıca Ren and Stimpy'nin bir bölümünde de başka bir boyuta geçince böyle oluyordu ancak hiç arayabileceğimi sanmıyorum)], birkaç serseri "hey dostum hadi şu ahbapla biraz eğlenelim ne dersiniz ha!" der gibi birbirlerine bakıyor, ben de "Adamım İkinci Dünya Savaşı'ndan beri birinin suratını yumruklamamıştım, eğer bu yaşlı yumrukları tatmak istemiyorsanız hemen o sidik kokulu koltuklarınıza oturursunuz!" diyince "Abi sonuç olarak varoş gençliğiz neden bizi Kirli Gerçekçilik Romanları'ndaki gibi çeviri serserisi konuşturuyorsun, şurada bir sidik kokusunu seninle paylaşıyoruz, hepimiz aynı acının çocuklarıyız ayrıca KEMAÇ" diyip bitirdiler cümlelerini. Tabii tüm bu sohbet meğer zihnimde gerçekleşmiş, amonyak'ın bu antiseptik etkisiyle kendimden geçmişim, Amonyaklı Cif kafası bir nevi.

Bu albümü nerede gördüğüme dair hiçbir fikrim yok ancak aranızda Posta Gazetesini takip eden var mı bilmiyorum(ben enternasyonal dağıtımda "La Gazette de 5(beş) Posta" şeklinde alıyorum) ama oradaki Posta Şairlerinin hani kelime oyunları oluyor mesela, Ö(püş)lüm gibi, anladığınızı tahmin ediyorum işte "Evire Çevire Sev Beni" de sanıyorum ki bu zihniyetin ürünü, tüm Ankara Pavyon dünyası şol sebepten geceleri PAvyon için çalışırken, gündüzleri Posta Şairlerine yarı zamanlı editörlük yapıyorlar, Doğan Medya Grubu'nun 3'üncü katında bir yerlerde.

Size bir zamanlar FAlım Fallarının Tutarsızlığından bahsetmek üzere aristokrat sözü vermiştim. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu sözü bir aristokrat olarak tutmadım. Yazmayacağım zaten, burada karşılaştırmalı edebiyattan ekmek yiyen birkaç insanın da tadını kaçırmak istemiyorum. Çok özür dilerim sayın okuyucular ancak yukarı fotoğrafını koyduğum Ankaralı Işıl'ın albümünü yazıya uygun bir arka plan olarak düşünüp çalmaya başladım, ancak nasıl desem bilmiyorum ama "Elektro Bağlamayı yapmayı düşünen zihniyeti sikeyim" bunu bize yapan Erkin Koray olamaz a benim sırma saçlı badem gözlü okurlarım, belki de o yaptı bilmiyorum, ancak bağlamaya cry baby pedalı takarak benim gerçekten şu canım kalbimi kırıyorlar.

Amonyak kokusuna dayanamıyorum değerli okurlar, belki yeni bir yazı yazarım belki ben de bir Cif olurum, umarım yakında yazı yazabilirim. Son zamanlarda 15 Steps'i çok dinliyorum, alın değerli okurlar siz de dinleyin:

P.S: Beirut'un yeni albümü sik gibi olmuş, ha Coldplay tadı yakalayıp hep aynı şarkıyı dinlemek isteyen olursa alsın dinlesin, uyarayım dedim sadece. Saygılar.

10 Temmuz 2011 Pazar

Büyük Kapama Üzerine


Merhaba sayımdeğerli okuyucular, bazılarınız neden yazmadığımı soruyor, bunun çok basit bir cevabı var. Çünkü bilgisayar sahibi değilim, gizli servis tarafından takip edilmemek için bu blogları şimdiye kadar şatom haricinde hücre evlerinden falan yazdım. Hepsinin adresleri farklı yerlerdeydi. Neyse, gördüğünüz gibi zaten başlıktaki felsefi içeriği yine kelime komikli fotoğrafla birleştirip hep aynı hikayeye devam ediyorum. Asıl derdim şu sayın değerli okuyucular, google bloglara aylık karne yollamaya başladığı için ölçülmeye katlanamıyorum, üstüne bir kelime koyasım gelmiyor.

Bugün, önceden benim de birçok kez bahsetmiş olduğum bir konuya geri dönüyorum. Yalnız hafiften As I Lay Dying tadı yakalayıp bu sefer anne baba bakış açısında anlatacağım, ancak ondan önce de geçenlerde yaptığım 4 saatlik yolculuk hakkında kısaca bir bilgi vermek isterim. Otobüsün orta kapısının ardındaki koltuğu tercih ediyorum, en öndekiler Yeni Hayat'daki gibi camdan uçmaya elverişli olduğu için ve önüme kimse koltuğunu eğemeyeceği için. Neyse hikaye bu değil, yaptığım yolculukta çevremdeki 6 koltukta 7 taneçocuk ve bebek eşrafı vardı. Gerçekten de cebirsel olarak sığmaması lazım, mesela 6'ncı sınıftayken negatif sayıları anlatırkenki o boş plastik su bardağıiçime doğdu bu olayı gördüğümde. Hiç bilmezdim, 7 yaşında birinin çenesini kırma isteğinin insanda oluşabileceğini arkamda oturan jöleli saçlı kot yelekli(yeryüzündeki en çirkin 3üncü kıyafet kot yelek. Sadece barlarda fedailik yapan dayılara üniforma olarak devlet eliyle dağıtıldığı için hala çevremizde görüyoruz sanıyordum jölelinin üzerinde görene kadar) çocuğu görene kadar. Dramatik tatlar yakalamak için devrik cümleler kurmaya başladığımda umarım dikkatinizden kaçmamıştır, sayın elma yanaklı okuyucularım. Annesiyle oturan bu çocuk sürekli koltuğumun arkasına ayağıyla vuruyordu. Böyle durumlarda biraz sessiz, hadi şuna sessiz messiz demeyelim ezik insanların arkaya bakma refleksini çevrenizde görmüşsünüzdür. Hafif hayıflanıp hmıfsslayarak ben de aynı şekilde arkaya baktım, ancak Akrebin Gözleri öyle yaman ki, akrebin gözleri akrebin akreppp!

Hainlikle dolup boşalan bakışları
Sanki bitmez bir kin nefret soluyor
Yavaş yavaş yandan yaklaşışları
Belli ki küçük bir fırsat kolluyor



Bu sözleri o kot yelekli 7 yaşındaki Kayra isimli gence yolluyorum. Neyse değerli okuyucular, bu benim koltuğuma vurdukça benim kin levelim Kratos'un komboları gibi artıp duruyor. Koltuğu da arkaya yatırma alışkanlığım hiç olmamasına rağmen "Lütfen Bakire Meryem'in oğlu Nasıralı Bebek Cizııs şu koltuğu yatırırken çocuğun çenesi kırılsın" diye dua ettim desem yalan olmaz. Bu arada ben bilmiyorum, ancak Hristiyanlık hakkında bilgisi olan bir kişi eğer Bakire Meryem'in İsa'yı doğrunca da bu husustaki görevine devam edip etmediğini bana bildirirse sevinirim. Şu an öğrenmemin anlamsız olacağı böyle boş olacağı konuyu, Acaba Adem'in göbek deliği var mıydı? tadında merak eder gibi oldum biraz. Ama çok değil.

Neyse, geçenlerde Michael Winterbottom'un bir filmini izliyorum, distopyalı falan filan. Bir saniye adına bakayım. Code 46'miş, bir yaz akşamüstü televizyonda denk gelince izlenebilecek bir film diyebilirim kendisi için. İşte orada baş kadın karakter şöyle bir şey diyor "Bütün insanların çocukları çok özeldir. İnsan bu kadar çok vasat yetişkinin nasıl ortaya çıktığına şaşırıyor"
İşte ailelerin kendi 3 yaşındaki çocukları için dahi muamelesi yaparken 2 yıl sonra hala bir numarası olmadığını fark ettiklerinde hayal kırıklığına uğruyorlar mı merak ediyorum. Mesela benim ailem daha 6 yaşında klasikleri bitirmiş ve Sartre adına iki tane makale yazmış olduğum için bu kadar çok hayal kırıklığına uğramamışlardı, ancak diğer aileler çocuklarının mesela Ben 10 izlediğini gördüğü zaman yürekleri sızlamıyor mu acaba?dırırırırrı buraya bir asansör müziği giriyor
-----Monteyn'le Atasözlerimizi ve Deyimlerimizi Öğrenelim---

Dün Peder Monteyn'le şatonun şöminesi önünde takılırken(keza içerisi serin oluyor) kendisinden bir kişi hakkında "sikmeyeceği eşeğe heybe asmaz" sözünü duydum. Siz değerli okurlarla paylaşmak istedim bu lafı.

---Monteyn'le Atasözlerimizi ve Deyimlerimizi Öğrenelim----

Özellikle Falım sakızlarının fallarının tutarsızlığı hakkında yazı yazmak istiyorum. Burada Aristokrat yemini ediyorum ki, yarın gelip bu konuda yazacağım. Saygılar
 
Copyright © 2010 MONTEYN