uhrevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uhrevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Sasha Grey Üzerine


Pornoyu bırakalı neredeyse iki ay olmuş.
Yeni haberim oluyor.
Bu acı kaybı anlatmak için uygun kelimeleri bulamıyorum.(ve giderek Yılmaz Özdil gibi yazıyorum onu da fark ettim. Ama üzüntümden "SATA SATA BİTİREMEDİLER AZİZİM!!!!")

Harakiri, Seppuku muhabbetlerinde, vatandaşlar kendilerini öldürmeden önce bir tane Ölüm Şiiri yazıp ondan sonra aksiyona girerlermiş. Zaten bu işi de en başarılı muhtemelen İmparatorluğu diriltmeye kalkışıp sıçıp batıran edebiyatçı Yukio Mishima(arkadaşları Badi Mişima derler) yapmıştır diye düşünüyorum, şiirini okuma fırsatı bulamadım. Ayrıca şimdiye kadar gördüğüm en başarılı ikinci intihar notu yazma yöntemi bu sanırım. Birincisi tabii ki Crimes and Misedemanours'daki profesörün intihar notu olan "camdan atlıyorum"

Neyse, Mishima'nınkini de buldum, bunun aynı zamanda Porno Endüstrisi için de bir Ölüm Şiiri olduğunu söylemek istiyorum:

"A small night storm blows
Saying ‘falling is the essence of a flower’.

Then those who hesitate arrived."

—Yukio Mishima

Ah be Sashacığım, her yılın 14 Mart'ında senin pornolarınla, -Teoman'ın da dediği gibi- milyonlarca doğmayacak çocuklarımızı yitirerek doğumgününü kutluyorduk. Bu yaptığına şantaj denir, böyle aşka montaj denir! Yüreğim kan ağlıyor, kan ağlıyor derken zaten yürek denen organın mesleği o, bozulana kadar kan ağlıyor sürekli. Böyle de arabeskselsel çıkışlar yapıp sizi de üzerim böyle. Efendim sizde oluyor mu bilmiyorum(az kalsın "de"yi ayrı yazıyordum, şimdiye kadar ayrı yazılması gereken "de"lerin birleşik yazıldığını youtube yorumlarında, bitişik yazılması gerekenlerin ayrı yazıldığını da eskort sitelerinde olduğunu gözlemledim. Sektörü yarı yarıya paylaşmışlar demek.) ben bazen kalbimin üstüne elimi koyuyorum, nasıl ki adımızı çok söyleyince yabancılaşıyorsak, ben de korkuyorum aha şimdi bozulacak kesin, diye diye. Çok saçma aga, sürekli çalışıyor lan, mesela uyurken çalışmıyor gibi geliyor ama çalışıyor. Ne diyorum ben ya hu, üzgünüm aklım başımda değil, yas tutuyorum da. Bu yasa uygun olarak ağlak bir Radiohead şarkısı koyardım aşağı, ancak bunun yerine Sasha'yla ilgili diyebileceğim daha hüzünlü bir şarkı koyacağım:






P.S2: Kedi konuyla alakasız da, sevdiğim hamile bir kedi kendisi.

2 Mart 2011 Çarşamba

James Brown'ın Ölümü Üzerine


James Brown 2006'da ölmüş! Bana hala dün gibi geliyor, 5 yıl olmuş lan! Eğer tekrar genç olsaydım, daha çok hata yapar, daha çok şey yapardım, ama şimdi 85'imdeyim ve biliyorum, ölüyorum. Oh bu Borges'e mal edilen şiiri de aradan çıkarmış olduk böylece. Efendim, Cemil Meriç(Fevziye ben galiba kör oldum), Henri Michaux(Garip, ben bu adamı da kör biliyordum, hiçbir yerde bulamadım.), Borges, ve Aldous Huxley fikrimce, otursalar çok güzel sohbet ederler, ardından da okey oynarlardı. Yaşarken karşılaşamadılar, hepsi hayatlarının bir döneminde kör oldu(Henri Michaux'dan kuşkulandım onu saymayabilirsiniz.) ancak Aldous Huxley'ninki gidip geliyor tam değil onunki. Zaten apçı o, gönül gözü açılmış da Algının Kapıları'nı yazmış. Bi ara LSD İşte bunlar ölüyor, kaybolan değerlerimiz yani. Ne bileyim, yine bir fikir belirtemedim bu konu hakkında. Lan ben bu adamları seviyorum, Cemil Meriç'i ise seviyor muyum acıyor muyum anlayamıyorum gerçekten. Bazı yazılarını okurken kahır olup, "Al Cemilciğim paltom senin olsun, param senin olsun zaten Mahmut Hoca'nın da dediği gibi okul dört duvar arasında bir yer değildir, hadi çocuklar taşıyalım Özel Çamlıca Lisesi'ni ormana!" diyesim geliyor. Neyse Cemal konumuz milli piyangoydu sen getirdin karadeniz akdenize, geri dönüyorum.

Efendim, ex-drummer diye bir film var(aynı zamanda romanı da var), orada bohem bir yazara üniversiteli bir kız sanıyorum ki "Kral Leopold öldüğü zaman ne yapıyordun?" gibi bir soru soruyor, adam hatırlayamıyor sonradan hatırlıyor falan filan, işte ben de James Brown'ın öldüğü gün ne yaptığımı zerre hatırlamıyorum. Halbuki 2003 yılında albümünün çıkmasından iki hafta önce Gökhan Özen'in jetskiyle denizde mahsur kaldığını ve nerede olduğumu çok net hatırlıyorum aynı zamanda en uzun süren mastürbasyon orucumu 28 günle o gün bozmuştum, o yüzden hatırlıyor da olabilirim. Hayır Gökhan Özen'i falan düşünmedim lütfen saçmalamayın, çoğalan hasretim azalan umut, kaybolan bir ömrün yamacındayım adeta. Ayrıca tam ISIS dinlerken aniden Gökhan Özen dinlemeye başlayınca sarhoşluk sabahlarında ağzınızdan geçmeyen tat olur ya, işte tam olarak onun beyinde gerçekleşeni oluyor tam şu an bunu deneyimledim. Bilmem siz de karşılaşmış mıydınız ancak, tam o dönemler çok garip bir şekilde "Aslında Gökhan Özen sevmeyeceğini tahmin ettiğiniz ama Gökhan Özen hayranı olanı kız" fenomenine rastlanıyordu. Yani bilmiyorum siz rastladınız mı ancak ben şöyle kaba bir hesapla 3 ya da 4 tanesine rastlamıştım. Ha bu arada ISIS dinlemeyen varsa da, bana mail atsın onunla iki dakika bir şey konuşacağım.
-Arkadaşım bir saniye gelir misin? Sen İrem'e asılıyormuşsun?
-Yok abi öyle bir şey...
-Konuşma lan! Senin ağzını yüzünü sikerim! Drşkk drufff" diyeceğim. Efendim ben bu dayaklardan hiç yemedim ancak genellikle atılan dayaklar benim gözlemlediğim kadarıyla İrem,Ezgi,Çağla ve Merve'lerin yakınları tarafından atıldı. Neden bilmiyorum, en çok bunların sevgilileri abileri kavgaya girmeye yatkın oluyor demek ki. Ayrıca bildiğiniz gibi Kayıp Zamanın İzinde 2 olarak yazmaya devam ettiğim kitabımın adını da "Arkadaşım Bir Saniye Gelir Misin?" olarak değiştirip okurların yüreğine korkuyla karışık merak salma kararı aldım. Umarım New York Times book Review'den "Karnınıza bir yumruk gibi kitap!"(kötü şakalar oluyor arada) ve The Guardian'dan da "Hey dostum bilirsin ya biraz eğleniyorduk ha" gibi yorumlar almam. Bu yazımı James Brown'ın Gedappa Geliyora şarkısının anısına yazdım. Güzel bir şarkıyla da bitireyim. Gidip Rocky IV ve Rambo'yu izleyeceğim.

4 Ocak 2011 Salı

Beklenmedik İzleyici Artışı Üzerine


Bilseydim, çok önceden Chuck Lorre'u aşağılardım ya hu, demek patlama yaşatacak olay Chuck Lorre'a bir şeyler demekmiş, ulan seks tutuyor diye, seksli şeyler de anlatmıştım(blogun içinde lütfen aramayın, seksli dediğim kamyonu devirmek falan yani) da artma olmamıştı, bilsem Chuck Lorre'a her yazıda lanet yağdırırdım, kendime de kurşun döktürürdüm.(isa siki) Burada bir bit yeniği olduğundan şüphelendiğim için şimdi nasıl olmuş da bu olay gerçekleşmiş diye araştırmaya başlayacağım, kendimin bir dakikasını sizin ise 1 saniyenizi alacak bu olay.

Ha kurşun dökmek demişken, tabii Türkiye Büyükelçiliği'nde bulunduğum sıralarda kurşun döktürmüşlüğüm oldu, sanıyorum ki bir erken dönem Black Sabbath, efendime söyleyeyim, böyle cadılı madılı ambiyans istiyorsa genç metal grupları, kurşun döktürmelerini tavsiye ediyorum.(Genç Metal gruplarına tavsiyeler kitabım yakında raflarda olacak. Hatta bir tane örnek vereyim kitaptan:" Evet gençler benim de metal yaptığım bir zaman oldu. Kurulma aşamasındaki bir grubun yapmaması gereken ilk şey Megadeth-Metallica tartışması bana kalırsa. Çünkü günlük hayatta yaşarken kimsenin sikinde olmayan bu olay, Duke Ellington mı, yoksa Brian Eno mu karşılaştırması kadar can sıkıcı bir şey. Ayrıca bu tartışmadan sonra Dave Mustaine gelip de, "çok sağol kardeşim, beni o pislere karşı çok içten korudun haklı olan da sensin." demeyecek. Hatta gelmemesi normal bir şey, mesela yine 15 yaşlarndayım, enstrüman sahibi olmak için çeşitli hayallerim var. Flea o zamanlar bana kalırsa en iyi bas gitar çalan insan olduğu için, şu ağza takılan maskelerden takıp, kafamı sıfıra vurdurduğum fotoğrafımla beraber "Abiciğim yap bi güzellik ölümcül hastalığa tutuldum, bir tane gitarını yolla bari." gibi mektup atıp planlıyordum. Ha bunu yapmadım mı sanıyorsunuz? 14 yaşımdayken benzerini Levent Yüksel fan sitesinde bir forumda "Abi bas gitarımın teli koptu, seni çok seviyorum, evimin adresi bu, çok fakirim lütfen bir takım gitar teli yollar mısın?" yazmışlığı olan bir insanım, uluslararası çalışmamamın tek sebebi aklımın başına biraz da olsa gelmesi.) bir teyzenin evinde, çıkan şekillere antropomorfik anlam yüklenmesinden tutun, kaynayan metalin yapısından ötürü kabarcıklar çıkarması vesilesini "hıı bak göz varmış göz" denmesine kadar her türlü pislik bu evlerden çıkıyor. O zaman ben de ortaokul din öğretmenim(lyceé de normale supérieuere)(ben normale değil supérieure kısmında okudum)(bu tip şakaları sadece babalar ve emekli öğretmenler yapar sanardım, meğerse her erkekte hortlamaya yatkın bir hastalıkmış, "orta yaşlı erkek kötü şaka sendromu") Muesluem Guellue'nün dediği bir şey söylüyorum bu başkasına laf atan teyzelere "Gıybet yapmak, ölü kardeşinizin çiğ etini yemek eşdeğer tutulmuştur." Hadi bakalım şimdi, komşu Hatice teyzenin gözü olsa bile üstünde maçan sıkıyorsa konuş şimdi. Zaten demiştim, zorunlu din dersi yüzünden şu yaşıma(463) geldim hala bazı geceler altıma kaçırıyorum

Hahım, herbokubilenadam şey yapmış, çünkü yaptığım hesaplara göre normalde 59'uncu izleyiciden 60'a geçmek en az iki ay alacak, 100'üncü kişiyi gördüğü zaman muhtemelen göt kıllarım tel kadayıf olmuş, okuyan insanlara "yavrum içlik giymeyi unutma", "para durumun nasıl", ya da "aman olaylara karışma" gibi şeyler söylüyor olacaktım. Kendisine teşekkür ediyor, hatta bir adet şarkı yolluyorum.


P.S:Bu arada, yeni yıllı, listeli yazı yazamadım, geçen seneki gibi "Golden Hacı Kokusu Awards" veremedim, Taner Yıldız'a falan. Neyse, 2010 yılının en iyi albümü My Beautiful Dark Twisted Fantasy bence, hip-hop'a dair önyargısı olanlara şarkılardaki sample'ların King Crimson'ın 21st century schizoid man'inden tutun, Gil Scott-Heron'a kadar gittiği ve bilinçli sözlerle döşendiğini belirtmek isterim. Ayrıca 2011'den de beklendim bacağımın atmaması, amınakoym yine bacağım atmaya başladı. Bizimkiler'deki Taktak Sedat'ın "tak" demesi yerine bacağının o sıklıkta kasılıp attığını düşünün.


P.S2: Fotoğraftaki alet "Krom Beş Servolu Motion Kontrollü Islak Mendil Paketleme Makinesi" ağza takılan maskelerden ararken buna denk geldim. Eğer satın almak isteyeni, ihtiyacı olan okur varsa diye linkini buraya yerleştiriyorum.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Paolo Conte'nin Yeni Albümü Nelson Üzerine


Paolo Conte, birkaç ay önce yeni albümünü çıkardı, bence dinlemeyenler kendilerine pek iyilik yapmıyorlar. Burada yasadışı linkini paylaşacak değilim, sonuç olarak Fransa'ya C'est Beau isimli şarkıyı kayıt için kuleme gelmişliği var. Yaşını başını almış bu saygıdeğer adamın albümünü çalarken elinizi vicdanınızın üzerine koyun ve bunu nasıl yapabildiğinizi düşünün.(vicdanın tam olarak nerede olduğunu bilmiyorum)(uuu mesajlı gibi oldu ha)(yok lan valla bilmiyorum)(bu arada parantezleri okuyanlara hediye olarak şu şarkıyı yolluyorum) O da torunlarına el öptürüp Krismıs Bayramı'nda o da bebek İsa'nın hayrına harçlık vermek istemez mi? Noel Ağacının altına Evde Tek Başına 3'teki uzaktan kumandalı ve kameralı arabadan koymak istemez mi? Bence ister, sonuç olarak onun da yavruları var, kendisi avukat aynı zamanda biliyorsunuz, ama 15 yıl önce falan Milano Barosu'ndan emekli oldu, şimdi eğri oturup doğru konuşalım İtalya'da bir emekli avukat maaşı 350€'yu ya buluyor ya bulmuyor, bunun ev kirası, stüdyo masrafları, doğalgaz faturası derken Paolo Reis'e ortalama 170€ falan kalıyor.


P.S: Şarkı çok güzel de içinde "feliçita" geçiyor, şarkıda feliçita geçince, birden soğuyorum güzelim eserden. Bir akrabam bunları dinliyor, summer hits ve slow hits, lounge hits(en ortalama plaza insanı müziği) kafasında d&r'da en çok satılan yabancı albümler gibi müzik koleksiyonu var, sürekli orada bir feliçitalar duyuyorum o yüzden. Aşağı da kulemi koydum.
P.S2: bunlar mesela bu haftanın en çok satanlarından. Kesin aldı bu albümlerden birini 1 , 2 , 3. Ha bir de evinde 30 tane falan best of Julio Iglesias, collection julio iglesias albümü var, yeter ya, adamı zengin ettin tamam oğlunu sana verecek söz.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Melik Duyar Üzerine

Poster iti
Dançın diye zindan demirlerine zincirle vurmak
Mor sele kurban gitmek
Uçuruma düşen Kâzım

"Unutmadık, unutturmayacağız." Mega Hafıza Tekniklerini Öğrenenler

27 Kasım 2010 Cumartesi

Steve Jobs Üzerine



Unutmadan bundan bahsetmek istiyorum, geçen gün Apple'ın sitesine girdim. Devasa boyutta The Beatles itunes'da reklamı var. Zaten biz bunları kitaplarımızda yazdık, neyse zannımca Steve Jobs Kayseri asıllı. Bir insan bu kadar mı çakal olabilir arkadaş, her şeye posta koyuyor. Sonra tükürdüğünü yalıyor falan, biliyorsunuz bu firmanın çeşitli cihazları normalde flash'ı desteklemiyor. Bu adam da, yieaa zaten makineyi yoruyor pilini şey yapıyor, zaten gereksiz bir şey falan diye çıkıp konuştu. Bush'un kafasına ayakkabı atan gazeteci gibi bir insan da kafasına "yarramiyeaaao" diye flash kutusu atmadı, anlayamıyorum. Ha benim firmaya ait bir adet elma amblemli çıkartmam var, o kadar. Eğer bir sosyal paylaşım ağına bir şey yazarsam(facebook değil; baktım duvarımda komikli videolar fotoğraflar, ceviz yerken sırt üstü düşen sincap, efendime söyleyeyim kapı kolunu açan kedi, cips çalan martı gibi şeyler paylaşılmıyor, vurdum kilidi birkaç hafta önce. Yoksa güzel bir icat ama benim arkadaşlarım hayırsız, aydın milleti komikli şey paylaşmıyor. Şimdi gidip Rousseau'nun duvarında Boys Anılar klibi nasıl paylaşabilirim segili okurlar?)sent from my iphone yazıyorum son cümleye zengin göstersin diye bir de.

Neyse, Le Qournasse D'orient Steve'in "Ya zaten The Beatles'ın üç beş şarkısı var, bana kalsa mesela Yesterday çok güzel yani, o olsa yeterli yani, zaten onu da alırız yakında." dememesi de bir başarı, tabii ilk postayı adamlar koyduğu için sus pus oldu. Şimdi de "yapılan büyük anlaşmalar sonucu çok önemli şeyler oldu, evet pamuk demir doğrudur" falan bir gaz var. Neyse, bu yazıyı Gerçek Kesit'ten bir sahneyle bitiriyorum.




P.S: Firmaya saygım var, ama adamla tanışsak inanıyorum ki hiç sevmeyeceğim biri çıkacak. Ayrıca videodaki terminatör müziğini tüm sevip de sevilemeyenlere yolluyorum, bir de Yalçın Küçük'e
P.S2: Bu bayrağın güncel meselelerle alakası yok. Bayrağı gördükçe hep aklıma ne manaya geldiğine bakmak geliyordu ama sürekli unutuyordum, geçenlerde baktım. Aramızda çektiğim bu acıyı çekenlerin var olabileceğini düşünüyorum, bu çevredeki çizgiler, I Ching dediğimiz(ben demiyorum kütüphanede görmüştüm bir iki kere Haruki Murakami ararken.) olay bu çizgileri bir şekilde tutturuyoruz bir prosedürü var onun. Ne tip bir çizgiyse önümüzdeki değişimlere dair genel bir bilgi veriyor gibi bir şey, yani eşekçe tanımı böyle, isteyen bakabilir mevzuya derinlikli olarak. Uzak Doğu milletleri de değişim sikine takık olduğu için bayrakları da böyle, sol üsttekinden başlayarak saat yönünde gök/cennet, su, toprak/yer, ateş anlamlarına geliyor. Off nasıl anime izleme eylemini aşağılayasım var ama hiç iştahım yok şu an. Sanmayın Uzak Doğu Kültürü'ne bir antipatim var, aksine birçok olaylarının ve başta Haruki Murakami(gerçi biraz Amerikan duruyor ama olsun), Yasunari Kawabata olmak üzere yazarlarının da hastasıyım, mimarisinin de; ayrıca Fransa Büyükelçisi sıfatıyla bulunduğum sırada daha birçok mevzusuna da hasta olmuştum. Animeden kastım filmler ya kısa diziler değil, 300 bölümlük dizilerden falan bahsediyorum. Eğer aranızda, bağlamam çift tezene, anime izlerim izlemem sana ne? diyen olursa, saygıyla karışık bir üzüntüye gark olurum. Gözlerine yazık, otuzbir çeken cüce kalıyormuş gibi bir şehir efsanesi yayacağım "anime izleyen uyurken burnunda dev bir balon inip şişiyormuş" diye. 300 bölüm düşünün, Yalan Rüzgarı(a.s) 9530 bölüm zaten. Onunla dalga geçip "obüü yoo yolon rüzgoru vordu nö komüktü" gibi garip muhabbetler edenler var, ulan her bölümde nasıl heyecan yaşıyorsun aga ben anlamıyorum, adam girdiği dövüşlerin %93ünü falan ilk karşılaşmada yenmek zorunda yani. Geri kalan %7 de yenemediği için değil ha; 30 bölüm sonra aynı adamı çıkartıp onu da yenecek. Öyle gözleri dönmüş ki, sonunu bile bile izliyor 300 bölüm, ciddiyim 300 bölüm izliyor, sırf Britanya'lıların cliffhanger dediği şey yüzünden izliyor. Mesela 100 bölümden fazla bir Anime'yi izleyen insanın zekasının gerileyeceğine inandığım için diyaloğa girmemeyi tercih ediyorum. Keza ağzını şaplatarak yiyenlerin de istisnasız olarak sevmediğim insanlar olduklarını fark edince şaşırmam gibi bunu da fark ettiğimde çok şaşırmıştım.

P.S3: Bildiğim birkaç ismi araştırırken pokemonun 673'ten fazla bölümü olduğunu öğrendim, ne diyeyim ki yani, izleyen var yapıyorlar.(Gerçekten çok yaratıcı bir bitiriş cümlesi, geçenlerde duyduğum "çalışırsam olur, çalışmazsam olmaz."la pragmatizm konusunda başabaş gidiyorlar.)

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Ramazan Üzerine


Bu nasıl habercilik anlayışıdır, yazıklar olsun! Boyları devrilsin inşallah! Ramadan the Mobarek gelmesine rağmen hiçbir yerde dev puntolarla "işte oruç tutarken yapılması gerekenler", "şerbetli tatlılardan ziyade sütlü tatlılara yönelin" yazısı göremedim. Samimi söylüyorum, sabah 7'de uyandım ve ilk olarak buna baktım. Sadece küçücük birkaç haber var.

Akşama da ilk olarak Flash TV'yi açacağım eğer kırmızı yuvarlak içerisine bir tane baklavayı alıp da "işte bunu yemeyin" diye okla göstermiyorlarsa, yıllardır Gerçek Kesit ve Yalçın Abi'yi izlerken geçirdiğim zamanlarım, ve 1970lerin Türk filmlerini izleyip "aaaa istanbul ne kadar boşmuş lan o zamanlar" dediğim tüm zamanlarım kul hakkından sayılacağından ötürü haram edeceğim. Ender Saraç nerede? Ramazan'ın başlamasıyla beraber, ajandasının dolu olacağını, "Oruç bir zayıflama yöntemi değildir." E.Saraç" yazılı mahyaların camileri süsleyeceğini tahmin etmiştim. "O iftarlı haberi akşama masamda istiyorum Mustafa Bey!"

Neyse, yazının adı Ramazan Üzerine olduğuna göre bu konu hakkındaki fikirlerimi belirtmek istiyorum. Fakat Neyzen Tevfik kıvamında "içki içerim içmem sana ne?" "annenin kim olduğunu bilmezdin şerefsiz!" falan demek istemiyorum 16 saat susuz kalan insanlara da hücrelerindeki osmotik basıncın diğer taraf fikrine yakın olanlar falan varsa kanat olarak geri dönmesini temenni ederim. (Pek bir şey olarak döneceğini sanmıyorum, ama mehhh! KENDİME SÖZ VERDİM DİN VE POLİTİKA TARTIŞMIYORUM! diyeyim.) Öyle muhabbetler vardı ben küçükken, karıncayı ezince, diğer tarafta da o seni eziyormuş falan diye. Tabii ki çocuk delirmesi ve büyükanne hurâfesi karışımı bir şey olan bu olaydan ötürü dev karıncaları düşünür çok özür dilerim ama biraz dışkılardım. Zaten karıncaya yakından bakınca çok korkuyorum, bir de dev halini görünce Dev Karıncalı böcekli, kalitesiz Stephen King romanı uyarlamaları gibi! Zaten kelebekten korktuğum için Godzilla'yı sever, ancak Mothra'dan çok korkarım. Sırf bu yüzden Godzilla vs. Mothra filmini de izleyememişliğim, ay içim bi fena oldu şimdi tüylü müylü düşünürken burada bitiriyorum yazıyı.

P.S: Off şu boyama kitabını piyasaya süren adamın sokağa çıkarken huni takmasının yasal olduğuna gönülden inanıyorum. Ayrıca blog ikinci yılına yaklaşırken ben fotoğraf büyütmeyi öğrendim, bu da ilginç bir ayrıntı. Oruç'la ilgili resim ararken karşılaştığım bir siteyi de siz sevgili okurlarımla paylaşmak istiyorum. O GÜNAH DOLU SİTE İÇİN SÜTYENİME TIKLA!

P.S2: Sayın linki tıklayan insanlar, çok büyük ihtimalle Boyabat'la ilgili hayatınızda ilk duyduğunuz gördüğünüz ve dahi okuduğunuz şey bu oldu. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, içerisindeki bazı idari birimlerin var olmadığını siz de biliyorsunuz. Bunlardan bazılarını buraya not ediyorum: Niğde, Bayburt, Karabük, Bilecik, Karaman, Aksaray. Bu iller biraz böyle kontrplağa benziyor bence bomboş. Hatta John Locke Bayburt'a yaptığı bir gezi sonrası Tabula Rasa fikrini ortaya atıyor. Geçen gün arkadaşlarımın Niğde'de bir dağa tırmanması sonucu fotoğraflarla varlığı kanıtlandı. Fakat trene gitmek için otostop çektikleri biçerdöver 60kilometrelik mesafeyi 4 saatte aldığı için aklımda konuyla ilgili bir bu kaldı.

P.S3:"ayiçimbifenaoldu" yara kabuğu gösterilen anne lafı mı acaba?
 
Copyright © 2010 MONTEYN