13 Ekim 2010 Çarşamba

Pınar Krem Peynir'i Boykot Üzerine


Monteyn, 499 yaşında, mağdur...

Osman, 23 yaşında, gençliğini krem peynir yiyemeden geçiriyor...

Putin, 58 yaşında, ömrünü KGB'de Yaşar Holding'i çökertebilmek için geçirdi, şimdi Rusya Başkanı

Pınar Krem Peynir'i boykot ediyorum, şu memlekette malzemeden çalmak durumuyla en çok karşılaşılan durum Pınar Krem Peynir vesilesiyle oluşuyor, Alman kruvasanlarındaki dolgu malzemelerinden bile bu kadar çalınmıyor! Yazıklar olsun! Öyle demeyin dostlar bu bir zihniyetin bu Ye Ha PE(Yaşar Holding Partisi) zihniyetinin bir göstergesidir, sanıyor musunuz ki "pınar köfteleeeeeer" diye detone sürtone ya da neyse kafamızı siken bu kuruluş köftelerdeki baharattan çalmayacak? O köftede tüyü bitmemiş yetimin hakkı var sayın Yaşar Holdingoğlu!!!

Peynirin yarısı hava be Yaşar Holdingoğlu!!! Çaldığın peynirlerle üniversite bile açtın! Yazıklar olsun! IMKB'de hisse senedinin değeri düşsün! Hani mesela eskiden oyun makinalarının kutularının üstüne mükemmel grafikli görseller yerleştirirlerdi ve biz de çocuk aklımızla buna kanarak makinayı alıp dikdörtgenler prizması oyunlar oynardık ya, işte krem peynir olsun, labne peyniri olsun, beyaz peynir olsun yapılan bu çakallığa katlanamıyorum! Olm ben peynirin anavatanından geliyorum, o kocaman yuvarlak ve delikli çizgi film peynirlerinin içinde büyüdüm lan! Ama işte sıla hasretiyle yaşıyoruz, arada Valide Hanım, Pierre Cargo'yla düzgün peynir yolluyor da yiyebiliyoruz. Başlatıığm bu boykot çağrısını listedeki herkese yollayın diye aşağıya bir adet tweety kuşu koyuyorum.

_________________ ,,:cc,,,;.
________________cc$$$$$$$$$$$$$cc
______________ cc$$$$$$$$$$$$$$$$$$cc
_____________c$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$c
___________,c$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$
__________,c$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$
_________,d$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$,
________,$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$h$$$?
_______,$$$$$u$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$
_______j$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$b$
______ $$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$
_______$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$
_______?$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$?
________?$$$$$$mmmmm?$$$$$$$$mmmmm?$$$$$$$$$$?
_________?$$$$$$mmmm.$$$$$$$$,mmmm$$$$$$$$$$$?
__________$$$,m?;;;?$$$$$$$$$$?m?,,??,$$$$$$$?
_________ ?$$$$,<( ?) $$$$$$$$$$(?>)>$$$$$?
__________?$$$, <( ) $$$$$$$$$$(> )>$$$$?
___________?$$$$$.?-?$$$$$$$$$$$,?-?,$$$?
_____________$$$$$$$$$$$????$$$$$$$$$?
___________$$$$$$$$$ $$$$$$$$$$b
____________$$$$$$$$$$$c,,,,c$$$$$$$$$$$$
____________??$$$$p?? ?$$$$$$???$$$$???
___________________$$$$$
__________________$$$$$$c
________________,$$$$$$$?c
_______________?l$$$$$$$$$$$:$
_______________?$$$$$$$$$$$d?
________________?$$$$$$$$$$f
________________??$c???3$f
________________ccc ccc
________________,,,,,. ..,,,,,.-

Artık tweety kuşu sizi gördü, bu yazıyı mailinizdeki on kişiye yollamazsanız ömrünüz boyunca, aldığınız peynirlerin yarısı boş çıkacak. Yok, siz de boykota katılırsanız Yaşar Holding'i çökerteceğiz, %100 çalışıyor!

P.S: O değil de "tweety kuşu" nedir?

10 Ekim 2010 Pazar

Sarhoşa, Sarhoş Muamelesi Yapmak Üzere




Sanırım, yıl 1956 falan Malcolm X'le konşuyoruz, "abi" dedi, "bence bir sarhoşa yapılacak en kötü şey, ona sarhoş muamelesi yapmaktır!" Konu üzerine biraz düşündükten sonra hak verdim kendisine, körkütük sarhoş bile olsam bana fazladan iyilik yapan veya "sen sarhoşsun" diyene tekme tokat girmek isteğiyle yanıp tutuşuyorum dostlar. Hayır, sarhoşluk kötü bir şey diye falan değil, bana ne de, burada araya girip iyilik yapmaya, şakalar güzellikler komiklikler yapmaya çalışana giren çıkan nedir çok merak ediyorum? Ha bazen ben de bu tip oyunlara geliyorum ama benimkinin sebebi, sış mihraklar(evet sış mihraklar), mason locası ve yahudiler.

Neyse, Malcolm X diyorduk, yıllarca bu adamın X'i sırf karizmasına karizma katılsın diye koyduğunu sanmıştım, "çakallll" demiştim. Sonra bir iki yıl önce kendisi hakkında bir şeyler okuyorum, meğerse adamın ideolojik bir düşüncesi varmış Public Enemy'deki Terminator X gibi şuursuzca ismi seçmemiş. Meğerse, Afrika'dan gelirken kaybolmuş ve Amerikalılar tarafından değiştirilmiş soyismini hiçbir zaman bilemeyeceği için X koymuş. Ayrıca yeryüzündeki en güzel gözlük çerçevelerini kullanması da cabası, keşke Denzel Washington gibi ekmek suratlı biri canlandırmasaydı kendisini.

Ya, neyse az önce aylar önce Uçankamon'la konuştuğumuz vikipedayi tartışma sayfalarının öğreticiliğine bakıyordum. Şu, aşağıda bulunan fotoğraf mesela, Pink Floyd sayfasının tartışması, ve resmen "ebenin amı pink" yazıyor. Şimdi merak ediyorum, tartışmadan kasıt burada bildiğimiz, ortaokuldaki gibi birbirine laf sokmayı kastedildiğini anlamış olanlar var mıdır diye. "Haha aynaya bak pink, hıhıhı sensin o sensin o"

Hayır, internet aleminde internet yorumculuğu mesleğini icra edenler artık alıp başlarını gitmişler, nefret kendi çapında meslek olmuş, tartışmaların %62'si "adresini ver seni de kızkardeşini de sikeyim"e bağlanıyor, %38'i de "hayko cepkin ermeni", bu yani başka bir şey görmedim. Neyse, zaten Vikipedayi'nin en çok tartışılmasından şüphelendiğim pink floyd ve metallica sayfalarına girdim, Pink'le uğraşan olmamış(by the way which one is pink?), fakat Metallica tartışmasında şöyle bir yazı var dostlar:


"selam duygu

ben kuzenim sayesinde metalica dinlemeye başladım... we şimdi çok severek dinliyorum... ben dinledikçe rahatlıyorum... şarkıar dinlendikçe eskir ama metalica da böyle birşey görmedim(şimdi gelen yere dikkat!) KARŞI ÇIKANLARA KARŞIYIM)

İlk olarak şu şakayı yapmak istiyorum, sen yanlış grup dinlemişsin Metalica, aslında gürcü halk müziği yapan bir topluluk onun için rahatlamışsın. Oh kafam rahatladı, şimdi konuya geliyorum, öncelikle müzik denince aklıma metallica ve pink floyd gelmesi gerçekten de garip, ama mesela nasıl ki internetin olup olmadığını anlamak için ilk olarak google'a giriyorsak, bir siteden bir şey indirmeye karar verdiysem ilk olarak metallica ve pink floyd'a bakıyorum, dertler benim, çile benim ama hayat sizin sizin olsun çok sevgili okurlar. Hem, mesela The Editors'ın sayfasına girseydim tartışma maddesi olacak mıydı? Durun bir saniye bakıyorum... (lalala burada şu an wikipedia'ya girdiğimi düşünün pijamalarım falan var. Yok ya pijama giymiyorum, önceden de bahsetmiş olduğum Baylan Su Sayaçları (evet tam o adamın sırtındakinin aynısı) tişörtümü giyiyorum zaten) hah pardon The Editors sayfası bile yokmuş zaten, aman önemli değil. Şuraya geliyorum, "karşı çıkanlara karşıyım" bence "no wave" hareketinin emarelerini içinde taşıyan bir laf, off çevrenizde yapısökümcü falan varsa uğraşsın bununla şimdi deliremem bununla. Ayrıca duygu kim?

Daha, anlatacağım birkaç şey vardı da, yaklaşık 12 saattir yemek yemiyorum, o yüzden size neşe dolu bir fotoğrafla veda ediyorum. 1910 Davos bobsleighci gençliği.


p.s: sağdan ikinci Heidi'nin dedesi, soldan ikincisi de sonradan Türkiye'ye kaçarak adını Mandrake olarak değiştiriyor.

7 Ekim 2010 Perşembe

Merkatan Sakarcı Üzerine


Pek değerli arkadaşım Jeanne D'arc, son iki yazımda bulunan iki adet hatayı tespit edip bana yolladı, "merkatan" ve "sakarcı", daha ilk okuyuşumda içimden "hihhih" diye gülmeme sebep olan bu hataları, bilerek yapmış, cin gibi okurları bu unutulmuş Osmanlı aydınından bahsedeceğimin ipuçlarını vermek istemiştim.

Merkatan Sakarcı bana kalırsa Beşir Fuad'dan sonraki en önemli Osmanlı aydınıdır. Beşir Fuad'ın ilk pozitivist Osmanlı Aydını sayılmasının yanı sıra bundan yıllar önce Mirc'leşmelerimizden de bildiğim kadarıyla utangaç ama konuşunca çok neşeli bir insandır. Özellikle kendini öldürmesi esnasında deneyimlerini "and she's buying a stairway to heaven" diye yazması(ki sonradan Jimmy Page, Alistair Crowley'yle bir yazlıkta arkadaş gruplarıyla kibrit kutusu vesilesiyle Beşir Fuad'ın ruhunu çağıracak ve Stairway to Heaven'ı yazacaktır.), adeta Tanrı'nın varlığından kıllandığı için gidip kendini volkanın içine atan şu an adını hatırlayamadığım filozofa benziyor. Tek farkları, Beşir Fuad'ın takım elbise giyip, köstekli saat kullanması ve belli aralıklarla fesini kalıplatmasıdır.(belki üniversitede öğrenci evine de çıkmış olabilir bilmiyorum.)

Merkatan Sakarcı'yı da, Bülent Başkan'ın "Unutulmaya Yüz Tutmuş Osmanlı Aydınları" ansiklopedisinin 362. sayfasında rastlamıştım, o maddeyi buraya birebir geçiriyorum.

Merkatan Sakarcı(17??-1883): Musevi bir ailenin baştan üçüncü ve sondan ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Merkatan Sakarcı'nın anılarına dayanarak soğuk bir Pera sabahında doğduğunu öğreniyoruz. Hafızasının doğuştan itibaren işlediği gerçeğini kimseden saklamayan ve "ah şu geniş hafızam benim başıma ne belalar açtı mon ami" diyerek bütün eserlerine epigraf yazan bu Osmanlı aydını, II. Mahmut'un devrimleri sırasında Evropa'da eğitim görmüştür.

Okuduğu Üniversite'de hafızası gibi ileri görüşlülüğüyle de kendini kanıtlayan Merkatan'ın 12 Teşrinievvel 1808 tarihli günlüğünde şöyle bir cümle dahi geçmektedir: " Şol şehr-i Paris çok tres bien'dir ve nazarımca, Seine(Sen) suyunun kenarına bizim Galata'daki gibi bir kule dikilmesi vaciptir." Sonradan Oryantalizm meraklısı bir mimar olan Gustave Eiffel, Sakarcı'nın anılarını okurken aklına bu fikir gelir ve Eyfel kulesi olarak bilinen kuleyi tasarlamaya başlar. Kulenin anteninde Gustave Eiffel'in kendi elleriyle "beni affet Monsieur Sakarcı" yazdığı, ve ölüm döşeğindeyken "ahh galata" diyerek son nefesini verdiği rivayet edilir.

II. Mahmut'un kendi elleriyle yazıp, devrimler de onun da payı olması vesilesiyle yolladığı bir mektupla Konstantiniyye'ye geri dönen Merkatan, 12 yıldır ayak basmadığı bu şehrin değişiminin pek farkına varamadan çeşitli olaylardan ötürü tekrar yurt dışına kaçmak durumunda kalır. Bunlardan başlıcası Paris'te gece hayatının çok canlı olduğu bilinen Sakarcı'nın Frenk bir fahişe'den kapıp tüm Pera ve dahi Bayezıt kerhanelerine dağıttı rivayet edilen Frengi hastalığıdır. Sırf bu yüzden Jön Türk'ler yurtdışına çıkarken "Asla Frenk bir kadınla sevişmeyeceğim" diye kağıt imzalamışlar, ve bu Attila İlhan'a kadar böyle devam etmiştir, Attila İlhan hepsinin hırsını çıkartmıştır.(bkz. İlhan, Attila) Bu hastalığın kökeninin Sakarcı olduğunun tespit edildiği gecenin tutanaklarına "Konstantiniyye Fahişeler Loncası" defterlerindeki şu kayıttan rastlıyoruz:

Mama: Ahh kuzum, bu Frengi bizi mahvetmiştir.
Güzel Elizabet: Pek saygıdeğer anneciğim bu hastalığa kapılmadan önce kimle yattığımızı açıklayalım.
Elanora: Ahh işte bu namümkün Elizabet, biliyorsun ki bizim meslekte kimle yattığını söylemek meslek ahlakına ters düşer.
Elizabeth: 15 yaşında da Elanora hanım, ağzını yırtaaarım hop hop hop.
Elanora: O kurnadan bu kurnaya çirkef sıçraaadı
O kurnadan bu kurnaya çirkef sıçradı,
32 yaşında frijit hanım
En son yattığın Uygur Hakanııım hop hop hop
(bağırışmalar, küfürler, saç çekişmeler)

Mama: Kesin, tamam kocakarılar. Hepiniz kağıda yazacaksınız kimle yattığınızı bu şekilde herkesin sırrı kendine kalmış olacak.

Oy Sonuçları: 326 Merkatan Sakarcı
12 Agop Sansaryan( sonradan yapılan araştırmalarda Merkatan Sakarcı'nın bu ismi mahlas olarak kullandığı ortaya çıkar)"

Bunun sonucunda Fransa'ya geri dönen Merkatan'ın annesine yazdığı mektuplar da Tanzimat Yayınevi'nin, Büyük Yazarlarımız serisindeki "Valide Hanım'a Nameler" isimli kitabı, Osmanlı'daki ilk kitap olur. Sonradan Şemsettin Sami bu kitabı okuyup edebi açıdan değersiz bulup "Taaşuk-u Talat ve Fitnat"ı yazacaktır, ancak bu da Namık Kemal'in İntibah'ına kadar kimsenin sallamayacağı bir roman olaracaktır. Günümzde ilk roman ve ilk edebi roman diye ayrılmasının da sebebi de budur.

İşte o mektuplardan biri: "Pek değerli Valide Hanım, sizi m, yoksa Peder Bey'i mi daha çok seviyorum diye sorduğunuz zamanlarda, hep ikinizi de çok sevdiğimi söylemiştim, bu benim içekapanık olmamdan ve Peder Bey'den korkmamdan kaynaklanmaktadır. Aslında ömrüm boyunca sizi daha çok sevdim, eğer Yom Kippur'a kadar evdeki altın yedi kollu şamdanı bana yollayabilirseniz çok memnun olurum, almam gereken bazı ders kitapları var da.

Sevgiler,
Biricik Oğlunuz Merkatan"

İşte dini değerleri hiçe sayan bu hain evlat, eldeki tek şamdanı satar ve kumara yatırır, ancak kafası çalışmaktadır, bu sırada henüz popüler olan haritacılık ilmini kendine meslek edinir ve Evropa'yı dolaşır, bu sırada kendi ismini verdiği Merkatan projeksiyonunu icad eder, ancak Hollandalı Kartograf Gerardus Mercator'a olan borcunu ödemek için tüm haklarını ona devreder, günümüzde Merkator Projeksiyonu olarak bilinen tekniği ilk bulan kişi de Merkatan Sakarcı'dır.

Kendisi, Konstantiniyye'de yarattığı karmaşa unutulduktan sonra geri döner ve kendini gıda sektörüne adar. Kıbrıs'ta Rimbaud'yla bazı aşk maceraları da yaşayan Sakarcı 1883 yılında afyon komasından "amann kızlar, cicimler" diyerek titreyerek ölür. Türbesi Beyazıt'da değildir, cesedinin nerede olduğunun bilinmemesi için 1 hafta evde kokuşması için bekletmiş, şişmiş haliyle boğaza attırtmıştır. Cesedin Üsküdar'da karaya vurduğu ve 1 hafta içerisinde kargalar tarafından parçalandığı ve fahişelerin adına okuduğu "boyun devrilsin", "erkekliğin kurusun" gibi belalar vesilesiyle cesedinin karaya vurduğu yerin lanetlendiği, lanetlenen yere Harem Otogarı'nın kurulduğu rivayet olunur."

P.S:

5 Ekim 2010 Salı

Enerji Üzerine



Enerj... eneeeeerjiiii.. enerjiiiiii diyerek dans etmekteyim şu an. Halbuki şarkı dinlemiyorum, zaten yazı yazarken dans etmek yürürken sakız çiğnemek kadar zor bir şey, neyse efendim. Olay şudur ki, yıllardır mıknatıslar üzerinde araştırma yapıyorum, ya hu şu, kendiliğinden sallanmaya başlayınca dönen kuş olsun, efendime söyleyeyim, bir kalemin sürekli oynaştığı(oynaşan kalem evet, sürekli sahibinin elinde "ayy canım ne kadar yumuşak ellerin varmış" falan diyor.) manyetik masa aksesuarları olsun, bunlardan enerji elde edilmemesine akıl sır erdiremiyorum.

Onu geçtim, yapın dev Foucault sakarcı altına lunapark gondolları gibi tekerlek koyun, sürttükçe enerji üretilsin, illaki bir rönesans insanı olarak her şeyi ben mi yapayım. Bakın projeyi yukarı yerleştirdim. Gelip de "ay şukadarcık enerjiden ne olur demeyin sevgili dostlar, çöller ne güne duruyor, her yeri Foucault Sarkacı Enerji Santralleriyle donatalım işte, enerji sıkıntısına çözüm bulabilmek için, tepelerine de güneş panelleri yerleştiririz sarkacın bağlı olduğu tavanların buyrun size enerji. Fizik kanunları falan diye lütfen gelmeyin, her şeyi uygun. Aylardır bu projeyi Coyote'nin Roadrunner'ı, Tom'un da Jerry'yi alt etmek için çizdiği planları çizdiği mavi kağıtlara çiziyorum. Hatta öyle garip ki, kağıtların içine flash uygulaması yüklendiği için mesela Jerry'yi falan çizdiğiniz zaman beklenen hareketini gösteriyor ve nasıl yenebileceğimiz ortaya çıkıyor.


Şimdi tek korkum Çakal Willy ve Tom'un her zaman yenilmiş olması, acaba benim de planlarım da suya düşer mi diye bazı geceler titriyor, vücut kıllarımdaki oynamaları yanağıma cinlerin dokunduğuna kanaat getirerek korkudan daha fazla uyuyamıyorum. Tom ve Jerry konusunda bir şey diyemem ikisini de çok sevmiyorum, fakat Çakal Willy bir idoldür, bir neslin yüreğini yakmıştır. Dostlarım!!!! Hiç mi dikkatinizi çekmedi, Willy dostumuzun yıllarca açlıkla baş ettiği, her pazar kiliseye sadece şu mayalı ekmekten kağıdı yemek, ve bir yudum şarap içmek için gittiği? Eğer bugün bu çizgi film devam etmiyorsa 60'larda 70'lerde bir toplululuğun çıkıp da


" Değerli Looney Tunes Çizerleri


Biz çakal Willy'nin durumuna çok üzüldüğümüz için hayır pakedi topladık aramızda, bir miktar pirinç, biraz un, birkaç paket makarna da var. Ayrıca İclal ablaya da söyledik, o da Willy'nin mağarasını tekrar döşeyecek, gerçi "ay yüzlüm"ün çalacağı bir video olacak ve STV'de yayınlanacak bu program ancak o şerrrrefsiz Roadrunner'a nispet olması vesilesiyle bunu yapıyoruz. Ayrıca Roadrunner'ın değerli dostumuz Willy'nin yemeklerini çalmaması için diğer bir çizgifilmde koyunları koruyan gözleri görünmeyen Çobanköpeği arkadaşımızla SSK+Yol+yemek parasına anlaştık.

Saygılarımızla


Çakal Willyperverler Idaho Bölge Başkanlığı" yazmamasından ötürüdür.


Peki, sen okur!!!! Sen kendini biraz da olsa suçsuz hissetmiyor musun? O Roadrunner denen haysiyetsizin "Roadrunner'lar yerçekimi nedir bilmezler!!" diyerek fizik kanunlarını bile sallamamasını içine nasıl sindirebiliyorsun? Koskoca yerçekimi kanunu lan? Gerekirse dava açardık!(şu yaptığım şaka vesilesiyle çok özür dilerim ama ben biraz yine de gülümsedim bu şakaya, eğer biraz da gülümseyeniniz olursa ona Powerade'in mavi renklerinden hediye edeceğim, gülerken su veya mineral kaybına uğramış olabilirsin canım gülen arkadaşım) Şimdi burada Adorno olsa, Roadrunner'ın yaratılmış bir ihtiyaç olduğundan, aslında Willy'nin gerekse başka hayvanları yiyebileceğinden, fakat Acme isimli firmanın Roadrunner'ın bir arzu öğesi haline getirmesinden bahsetmez miydi? Bence bahsederdi. Acme dediğimiz şey zaten bugünün Apple'ı gibi bir şeydir. Süsleyip püsleyip, sikindirik bir kuşu arzunun nesnesi haline getiriyor.


İsterseniz gelin, gerçekte Roadrunner'ın nasıl bir hayvan olduğuna bakalım.

Öyle, süsleyip püsleyip işe yaramaz bir hayvanın peşinden koca bir ömür geçirten Acme Co.ya dava açma kararı aldım. Çakal Willy mi? O artık New Mexico, Karasu Dinlenme Tesisinde günde 3 parça bayat etle geçirmekte ömrünün geri kalanını, eğer bir gün yolunuz düşerse uğrayın. Bob Dylan'ın Woody Guthrie'ye uğrayıp onun şarkılarını öğrenmesi gibi, belki de Çakal Willy abimiz de kendi şarkılarını söyler...

P.S: Oynar Mısın Benimle? bitirişi yaptım, benimle oynar mısın benimle, oynar mısın benimle, umutlaaa ve neşeyleee. Ayrıca bir ara toplanıp Baby TV izleme gecesi yapalım, halüsinatif maddeler benden. Kişi başına 18 kilo jelibon!

25 Eylül 2010 Cumartesi

Sek Pamukşekerli Süt Üzerine


Bugün markete girdiğimde, içime bir huzur doğmuştu, normalde markette kasada kimsenin suratına bakmamak için kafayı yer, koştura koştura da çıkarım. Evet, hatta "ohaaa adama bak sıçıyor" diye düşünmelerinden korktuğum için kağıt havlu satın alırım tuvalet kağıdı almak yerine. Aslında bunun temel sebebi teyzemin ben daha 9 yaşındayken markete hijyenik ped aldırmaya yollamasından ileri geldiğine inanıyorum. Elimde masmavi bir paketle kasaya vardığımda kasadaki kız "kesh hehshs" diye baktı, öyle demeyin dostlar her ne kadar Fransa da olsa burada da böyle insanlar çıkıyor. Utancımdan yerin dibine girmiş, asla geçmeyecek bir travmayla yüzleşmiştim, bu yüzden artık geceleri uyurken bazen altıma kaçırıyorum.

Neyse, ben alışverişimi yapmış çıkarken, süt ve benzeri şeylerin konduğu reyona yöneldim. Sanırım Pınar'ın arka planı kırmızı ve üstünde kırılmış çikolata resmi olan çikolatalı sütünden beri aromalı süte dadanmamıştım. Arada sırada kampanyaya girdiği zamanlar havuç ve elmalı Ülker Hero Baby alıp, Valide Hanıma özellikle şatoda yedirtiyordum. Yerken ağzımdan bir kısmını kaçırıp kaşıkla ağzımdan sildirtiyordum. Sonra suratımın yarısı zaten havuç ve elma ekstratına dönüşüyordu. Ama üstünde soylu ailemizin arması olan ve altında "sev öpme beni" yazan önlük vesilesiyle diğer akan mamaların robdöşambrıma gelmesini engelliyordum.

Reyona dönelim; işte tam bu sırada pesbembe(buraya fotoğrafını koyacağım, çektim zaten, şimdilik bu arkadaşları koydum, üstlerine basarsanız büyüyeceklerinden şüpheleniyorum.) minderbob resmi olan bir sütle karşılaştım. Çilekli olduğuna neredeyse emin olacağım bu sütün üstünde resmen "Pamukşekerli Süt" yazıyordu. Demek son 33 yıldır, arzuhalcilerime yazdırdığım dilekçelerimin karşılığını almış pamukşekerli süte kavuşmuştum. Bu benim için aşağıda göreceğiniz en yenilmez süper şeyler gibi.(allah allah kafa iyice ilkokul 5 seviyesi betimlemesine düştü, napalım pamukşekerli sütü siz içmediniz ben içtim! Aynaya bak aynaya bak!!! Sensin o!! sensin!!)
Bazooka yerine belki minigun da olabilirdi bilemiyorum. Ya da raptor'un bir gözü, terminatör kırmızısı falan. Aman pamukşekerli sütü aldım reyondan ve derhal buzluğa attım, zira sütün içmem gereken ideal bir soğukluğa ulaşması gerekiyor. 10 dakika kadar bekledikten sonra, ellerim titreyerek ve adeta ihrama yeni girmiş bir hacı heyecanıyla(oha!) buzdolabına yönelip sütü açtım. İlk yudumun nasıl olduğunu isterseniz ben betimlemeyeyim de sayın dostum Rimbo betimlesin, evet Rimbo söz sende.

Teşekkürler Monteyn'im evet, Monteyn o sırada sütten ilk yudumu aldığı anda suratında beliren sırıtışı, arkadaş grubuyla ilk defa porno izleyen ergenle eşdeğerdi. Monteyn söz tekrar sende canım.

Bir şey değil Rimbo'cuğum fakat "canım" falan bunlar hiç olmuyor, aramızdaki yaş farkını biraz hesaba katar mısın lütfen. 21 yaşında şiiri bırakacağına göre daha 1 yılın var, gerçi çoktan bırakmışsın gibi ayıca bir betimleme yaptın zaten, yürü git ancak Verlen pisi paklar seni. Neyse dostlar, sütten ilk aldığım yudumla beraber, resmen Barbie reklamlarındaki ülkeye girmiş gibi hissettim. Ancak şöyle bir şey var, mesela balici arkadaşım var, çok kısa kafası sürüyor demişti. İşte onun gibi bir şey, çünkü ilk yudumdan sonrası pek bir şeye benzemiyor. Cappy'nin piyasaya sürdüğü şu özel serinin, Pez şekerli olanları gibi bir şey yani.

Sonra merkatan içindekilere baktım, bir süre bulamadım ve "Acaba bu da Powerpuff Girls gibi şeker, sevgi, diğer güzel şeyler ve bilinmeyen o x maddesinden yapılmış olabilir mi?" diye şüphelendikten bir süre sonra buldum. İçindekilerde "doğala özdeş pamukşeker aroması" diye bir tanımla karşılaştım. Kafamda doğrudan, bizim eski memleketteki o bahar kokulu taze pamukşekeri çiçeklerinin açtığı pembe-mavi-sarı ağaçlar geldi. Birçok çocuk daha çiçek dönemindeki pamukşekerleri yiyerek karınlarını bozuyordu, Endüstri Meslek'teki pamukşekeri ağaçlarına dalıyorlar, bütün süt dişlerini çürütene kadar henüz olmuş yeni yeni rengi yeşilden sarıya,pembeye ya da maviye dönmüş bu pamukşekerlerini yiyorlardı. Her mahallenin despot amcası bu bitkileri kışın reçel yapmak için ağaca dalan çocuklara merdaneli çamaşır makinası sopasıyla dalıyordu. Öyle yani dostlar, pek de matah bir şey olmamış ürün ama fantastik bir şey.

24 Eylül 2010 Cuma

Grinderman 2 Üzerine


10 gündür bu herifleri dinliyorum. Uzun zamandır ayı gitarlı yeni albüm dinlememiş arada sırada bu garage rock revival olaylarındaki grupların albümlerine tekrar geri dönüyordum. Özellikle The Raconteurs'ün Consolers of the Lonely'si çok yardımcı oldu. Jack White da deli danalar gibi yan proje yapıp yapıp duruyor zaten, şu The Kills'deki ablayla The Dead Weather'ı kurdu da biraz daha rahatladı. Her gün her gün grup mu kurulur? Lisede mi okuyorsun ki, iki günde bir grup değiştiriyorsun arkadaşım? En azından iyi isimler buluyor gruplarına da ağzına yüzüne girmiyorum.

Mesela benim Peştamal(La Pechtamalle) diye grubum vardı, bu tip bir isme sahip olunca zaten, herkes konserinize gelmeden önce sizin çalacağınız grupları tahmin edebiliyor. Hemen listeyi vereyim: Muse, Audioslave, Cake, Duman(dikkat çekip herkese söyletmek amacıyla), Wonderwall(Oasis değil, tabii ki wonderwall. Wonderwall çalmayan ortalama bar grubuna zaten "Ortalama Bar Grupları Federasyonu" tarafından yeterlilik sertifikası verilmiyor. Üniversitede Tutunamayanlar'ı okumamak gibi bir şey, ya da ne bileyim entelektüel ortamlarda kimsenin bilmediği bir sinemacının falan adını zikretmemek gibi bir şey. Böyle durumlarda, hiç çaktırmadan "Ya hu siz Kâzım Kosher'i tanıyor muydunuz?" mükemmel İranlı bir sinemacı, zaten biliyorsunuz İran Sineması bir ekoldür, mesela Çakıllı Gündüzler diye bir filmi var, çekimler falan süper" diyebilirsiniz. Dikkatinizi çekerim, filmin konusu hakkında bir bilgi yok, "çekimler süper, açılar falan tabii" diyip geçiştirilebilir. Gece klüplerinde "baslar çok tatlıymış yalnız" falan demek de yine buna giriyor.)System of a Down, falan filan(mail atarsanız grup eklerim buraya daha) ha bir de grupta biraz böyle daha farklı müzik meselelerinde takılanların bulduğu garip isimli bir grubun az bilinen güzel bir şarkısı da olmalı.



Neyse, yan projeler demişken işte bu derbeder abimizin de hacı Warren Ellis(bu adam hasidik yahudi olacak biraz daha kasarsa)(bizim orada bir tane şarapçı var gündüz vardiyasında tekerlikli sandalyeyle, geceleri de asayla geziyor aynı ona benziyor zaten pis herif. Yalnız bir adet şarapçı kabanı lazım ona durun belki öyle fotoğrafı vardır.) ve Martyn Casey(gerçekten de basları çok tatlı çalıyor yalnız. Bir kere No More Shall We Part'taki Gates to the Garden'ı dinleyiniz lütfen, öyle güzel bas yürüyüşleri var ki, RHCP'nin Otherside klibindeki o tellerin üstünde geziyorsunuz resmen.), ve Jim Sclavunos'u alıp birkaç yıl önce Grinderman'i kurup "go tell the women we are leaving" falan dediler. Fakat gördüğüm kadarıyla çoğu aile saadeti içerisinde yaşıyorlar. Son serseriliklerin senin de be Nick'im, yakında sen de Leonard Cohen gibi beyefendi gibi takılmaya başlarsın. Gördüm zaten bıyıkları kesip insana benzemişsin. Zaten yengenin seni o halde eve nasıl soktuğunu anlamak mümkün değil. Warren Ellis evli mi bilmiyorum, yalnız arada Kumkapı'da keman çaldığını gördüm yan proje olarak. "Romanika 1: Agam Agam, Gagam Gagam"ın booklet'inde "Kemanlar: Kansız Warren" diye geçiyor çünkü.
Evet ikinci albüme geliyoruz. Bu albüm 1967'de çıkmış olsaydı Velvet Underground & Nico'nun yaptığı etkiyi yapabilirdi. Mesele öyle devrimci olması falan değil, şarkıların gerçekten de o albümdekileri andırması. Bu arada Ajdar'ın Çikita Muz şarkısıyla Velvet Underground & Nico albüm kapağına selam çaktığından şüphelendiğimi anlatmış mıydım hatırlamıyorum. Bir kere şarkı sözlerini yazan o ellere kurban olurum. Nick Cave bu işi iyi kıvırıyor zaten:


Your mouth is a hologram made of spiders bones
Your fingers little soldiers drumming on their way back home
I thought I saw a thundercloud on the avenue
Lightning rattled though the streets that little storm was you



İmgeler mimgeler gırla gidiyor.Ayrıca bu projede biliyorsunuz biraz daha aşk maşk meselelerinden uzaklaşarak daha serseri dönemlerinin şarkılarındaki benzer, şu Birthday Party falan, işler çıkıyor. Bence şarkılardaki arkada diğer abilerimizin de vokalleri çok güzel olmuş, misal Worm Tamer, veyahut When My Baby Comes. Hele şu When my Baby Comes'ı single yapmazlarsa, Erol Köse'ye veririm onları. Şarkının sonunda çok metalika bir riff var, kedi kesen riff böyle, uzun saçlı siyah tişörtlü satanist üniversiteli bir riff.

Bu heriflerin yeni albümleri güzel, dinlerseniz mutlu olursunuz biraz, sonra Dirty Three falan da dinlersiniz yukarıdaki şarapçının kemanlarının gazına gelip, çok da güzel, çok da iyi olur.

P.S: Dün akşam, sarhoş kafayla Kraftwerk'i öveyim demişim de, şimdi yazdığım tek cümleye bir bakın lütfen:"Hadi bakalım, bu adamlar kavanoz içindeki bal gibiler. Nasıl da sinsice güzellik yapıyorlar onlar." İkinci cümlenin kutsal bir kitaptan alıntı olduğu çok belli zaten:"Şüphesiz ki, onlar sinsice güzellik yapanlardandır. Onun çocuğu, tekno, ve onun çocuğu drum N' bass, ve onun çocuğu IDM'in tohumları tüm dünyaya yayıldı "(Almanya'dan Çıkış, 3:16)

22 Eylül 2010 Çarşamba

Uzun Zaman Sonra Merhaba Doğan Güneş Merhaba Bulut Kardeş Üzerine


Evet dostlar, Ramazan'ın uhrevi havasından henüz çıkmış bulunmaktayım. Bu Ramazan, yazıorucuna girme kararı aldım. Eğer bunun sebebini sorarsanız, gerçekten de herhangi bir teknolojik aletten bu kadar uzun kalabilmek beni de şaşırttı derim. Zaten meselenin Ramazan'la falan alakası yok, canım sıkıldı kitap okudum falan filan. İnternet'le uğraşamadım, ama gördüğüm kadarıyla yazmadığım dönemde, yazdığım döneme göre okuyucu sayısı daha çok artmış. Gerçekten de çok kırıldım. İlla ölü taklidi mi yapmalıydım? Ölünce değer kazanan Barış Akarsu gibi mi olayım illa ki? Çok kırıldım. Yok lan kırılmadım, kırılsam bir daha yazmazdım.

Burada bulunmadığım süreçte, Fransız Aydınlığı'na Giriş dersimin stajı için Türkiye'de bir bakkal olarak 1 ay boyunca staj yaptım, ve inanır mısınız gerçekten de boş kaldığım an depoda bulunan ve 20 yıldan beri sadece çimento tartmak için kullanılan mekanik tartıyla taşaklarımı tarttım. Atasözlerimizin gerçek hayatta da geçerli olması dileğiyle! Ayrıca gazeteyle sinek avlarken de bu sözü de gerçek hayatta uygulamış olmanın gururu içerisindeydim. Birçok esnaf esprisi öğrendim, hepsini Sorbonne'da yazdığım "Esnaflık ve Kötü Şaka,(alt başlık) Korelasyon 1 mi, yoksa sadece Önyargı mı?" adlı tezimde görebileceksiniz yakında. İnanır mısınız, o ortamda gerçekten de başka şakası yapası gelmiyor insanın. Şahsen gelen çocukların hepsine istisnasız olarak "sağdan git cüzdan bulursun" falan diyesim geliyor, aynı sigaraya alışanlara "abi yine aynı zehirden değil mi hessshess" falan diyordum.

Neyse, başka bir zaman da bahsederim de, interneti 5 dakika boş bıraktım, orospu çocukları grooveshark'ı kapatmışlar. Arşivinde Güllü dahil birçok değerli sanatçımızın bulunduğu bu siteyi kapayanları kınıyorum, umarım ki hepsinin evindeki internet hızları 56k dial-up modem dönemi kadar olur ve çaktırmadan çocukları gizlice 146'dan bağlanıp kol gibi faturayı ay sonunda yerleştirirler. Ben gelicem, sayın okuyucularım. Eylül bitmeden önce size en az 6 yazı daha sözüm var, hepinizi seviyor saygıyla kucaklıyorum.

P.S: Mesela 90lardaki Maymunlu filmler furyası hakkında konuşmak istiyorum. Maymun nüfusunun %60'ını maymun ettiler(esnaflık etkisi devam etmekte)! Hayır aslında esnaflığı bırakanların gazetelerin spor sayfalarına manşetçi olarak girdiğinden de şüpheleniyorum ama çaktırmıyorum. Neyse, bu maymunlu hayvanlı filmlerin hepsinin konusu aynıydı falan filan.
 
Copyright © 2010 MONTEYN