30 Mayıs 2011 Pazartesi

Sasha Grey Üzerine


Pornoyu bırakalı neredeyse iki ay olmuş.
Yeni haberim oluyor.
Bu acı kaybı anlatmak için uygun kelimeleri bulamıyorum.(ve giderek Yılmaz Özdil gibi yazıyorum onu da fark ettim. Ama üzüntümden "SATA SATA BİTİREMEDİLER AZİZİM!!!!")

Harakiri, Seppuku muhabbetlerinde, vatandaşlar kendilerini öldürmeden önce bir tane Ölüm Şiiri yazıp ondan sonra aksiyona girerlermiş. Zaten bu işi de en başarılı muhtemelen İmparatorluğu diriltmeye kalkışıp sıçıp batıran edebiyatçı Yukio Mishima(arkadaşları Badi Mişima derler) yapmıştır diye düşünüyorum, şiirini okuma fırsatı bulamadım. Ayrıca şimdiye kadar gördüğüm en başarılı ikinci intihar notu yazma yöntemi bu sanırım. Birincisi tabii ki Crimes and Misedemanours'daki profesörün intihar notu olan "camdan atlıyorum"

Neyse, Mishima'nınkini de buldum, bunun aynı zamanda Porno Endüstrisi için de bir Ölüm Şiiri olduğunu söylemek istiyorum:

"A small night storm blows
Saying ‘falling is the essence of a flower’.

Then those who hesitate arrived."

—Yukio Mishima

Ah be Sashacığım, her yılın 14 Mart'ında senin pornolarınla, -Teoman'ın da dediği gibi- milyonlarca doğmayacak çocuklarımızı yitirerek doğumgününü kutluyorduk. Bu yaptığına şantaj denir, böyle aşka montaj denir! Yüreğim kan ağlıyor, kan ağlıyor derken zaten yürek denen organın mesleği o, bozulana kadar kan ağlıyor sürekli. Böyle de arabeskselsel çıkışlar yapıp sizi de üzerim böyle. Efendim sizde oluyor mu bilmiyorum(az kalsın "de"yi ayrı yazıyordum, şimdiye kadar ayrı yazılması gereken "de"lerin birleşik yazıldığını youtube yorumlarında, bitişik yazılması gerekenlerin ayrı yazıldığını da eskort sitelerinde olduğunu gözlemledim. Sektörü yarı yarıya paylaşmışlar demek.) ben bazen kalbimin üstüne elimi koyuyorum, nasıl ki adımızı çok söyleyince yabancılaşıyorsak, ben de korkuyorum aha şimdi bozulacak kesin, diye diye. Çok saçma aga, sürekli çalışıyor lan, mesela uyurken çalışmıyor gibi geliyor ama çalışıyor. Ne diyorum ben ya hu, üzgünüm aklım başımda değil, yas tutuyorum da. Bu yasa uygun olarak ağlak bir Radiohead şarkısı koyardım aşağı, ancak bunun yerine Sasha'yla ilgili diyebileceğim daha hüzünlü bir şarkı koyacağım:






P.S2: Kedi konuyla alakasız da, sevdiğim hamile bir kedi kendisi.

24 Mayıs 2011 Salı

Yedi Cüceler, Pamuk Prenses ve 3 Küçük Domuzcuk Üzerine

Sevgili dostlarım, gelin! Bugün size Serdar Ortaç'ın şarkılarında nasıl da maraton koşmuş astımlı bir mamut gibi nefes alıp, kötü olan kayıdı iyice rezil ettiğini anlatmayacağım. Nasıl ki, duygusalsal filmlerde babaanneden anneye, oradan genç oğlanın da kendi eşine verdiği nişan+nikâh(ssk+yol+yemek) yüzükler varsa, benim de yıllardır dinlemiş olduğum bir masalı sizlere aktaracağım! Yedi Cüceler, Pamuk Prenses ve 3 Küçük Domuzcuk!

Bilen bilir efendim, Pamuk masalın sonunda Prens Bey'le evleniyor, fakat 7 cücenin başına ne geldiğini hiç merak etmediniz mi? "Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar"a nasıl inanılabilir? Anlatıyorum. Pamuk, kocasından izin alıp, arada sırada 7 cüceye sefer tasıyla yemek götürmeye devam eder. Ancak, lise arkadaşları gibi bir süre sonra ilişkileri yoldan çıkmaya ara sıra görüşmeye, sefer taslarının gidip gelmesi seyrekleşmeye başlar. Bilen bilir, Pamuk iyi biri olsa da, bu Kötü Kraliçe'nin hafiften Alman Disiplini'nden geçmiş biraz Kınalı Yapıncak gibi büyümüştür. Aynı zamanda Kül Kedisi, Pamuk ve Kınalı Yapıncak'ın dedeleri baba bir anne ayrı kardeş çocuğudur. Hepsinin kaderleri sonradan toparlanır bilirsiniz.

Neyse, hikâyeye geri dönelim. Pamuk yaklaşık birbuçuk yıl Cüceler'e uğramaz, birden aklına gelir ve bunların yanına gitme kararı alır. Zaten Prens de Pamuk'dan sıkılmıştır, bütün gün "ay çok güzelim, bilmem ne güzelim" diye anlata anlata Prensin içine gına getirmiştir. Bu arada, Kötü Kraliçe de, nasıl Freaks filmindeki kötü kadın Horoz'a dönüştüyse, o da moog synthesizer'a dönüşmüştür. Efendim Pamuk yollara düşer, 7 cücenin evine gidince bir de ne görsün!!!(rhetorical question) 3 Tane domuzcuk yaşamaya başlamış evlerinde. "Acaba yanlış adrese mi geldim? Yoo 4.meşeden sağa dönünce Hansel ve Gretel'in 200 yıldır hapsedildiği evle D&R'ın arasındaki sokaktan girince çıkıyor işte!" der. Evet doğru gelmiştir! Ancak bu domuzcuklar ne aramaktadır?

---------------0 ---------------- (hep bunu yapmak istemiştim çok özür dilerim)


Pamuk kapıyı tıklar. Domuzlardan bir tanesi uykucu gözlerle(uykucu göz ne demekse?) kapıyı açar. Adeta Memento'da karısını tanımayan adam gibi şöyle bir Pamuk'u süzdükten sonra birden gözleri parlar ve içeri davet eder. Pamuk da domuza karşı boş değildir.(Boş değildir derken yanlış anlaşılmasın, aralarında bir şey yaşanmayacak yani.) bir yerden tanıdık gelen bu yüze bakar. Sonra domuza sorar:"Kardeş burada Yedi Cüceler yaşardı, ne oldu onlara!" evde buz gibi bir hava esmektedir, adeta Selâmi Şahin esprisi yapılmış gibi bir moda hakimdir ortama şu anda. Domuzcuklar'dan bir tanesi lafa başlar:"Pamuk sen gittin gideli her şey çok değişti, Devletin özelleştirme politikasıyla madenlerimiz elimizden alındı. Adeta Apartheid yönetiminde yaşıyormuş gibiydik. Aramızdan dördü Doc(Bilgin), Grumpy(Somurtkan), Sneezy(Hapşırık), ve Dopey(Apçı), "Biz Amerikalı ebeveynlerimizi bulmaya gidiyoruz kardeşler, gelir misiniz?" dediler, Uykucu, Mutlu, ve Çekingen olarak biz gidemedik. Hepimizin isimlerinden de anlayabileceğin gibi kendimizce sebeplerimiz var bu hususta." der

-------- 0 ------------

Bu arada çaylar tazelenmiş, Pamuk da, evde az kalmış malzemelerle yiyecek bir şeyler hazırlamaya başlamıştır. Mutlu söze devam eder:"Bu dördü Amerika'ya gittikten sonra birkaç tane mektup aldık Doc'dan. Sirkte çalışmaya başlamışlar, Amerika'yı gezip ailemizi arıyorlarmış. Tabii buraya kadar her şey güzel. Ancak biz de sonradan öğrendik ki, bunların peşinden de devlet yekilileri geliyormuş. Yani kardeşlerimiz, Amerika'nın(yahudi+mason+laikçi) oyununa kurban gitmek üzeredirler. Devlet, cüceliği tedavi etme amacıyla çeşitli deneyler yapıyormuş ve bunu kardeşlerimize "Gelin çok iyi para var bu işte, hiçbir şey olmayacak" diye yutturmaya çalışmışlar ve yutturmuşlar da. 51'inci Bölge'ye götürecek kadar değerli görmedikleri için, kolpa bir laboratuvarda kemikleri adamantium'la kaplanan Wolverine'e verdikleri değeri vermeyip deneylere başlarlar. Biz tabii bu sırada olaydan kopmuş değiliz. Arada Doc'dan mektup geliyor, bazı değişiklikler olduğuna dair bünyelerinde, aradan 6 ay kadar sessiz bir dönem geçti. Kapıya iki tane takım elbiseli adam geldi, biz tabii olaydan habersiziz, "kimlikleri görebilir miyiz?" dedim, daha o an bayılmışım. Meğerse devlet elemanları 4'lüye yanlış uygulamalarda bulunmuşlar ve bazıları büyürken mesela Somurtkan aynı boyda kalmış. Apçı aralarında en uzun olanı(bu arada bölüyorum Gargantua esanslı olacak ama, çizgi filmde Apçı sanıyorum ki "hafif mal ama sevimli" ya da bazı kızların deyişiyle söyleyebileceğimiz gibi "yakışıklı değil ama sempatik" Disney karakterinin diğer filmlerde bulunması için bir blue-print oluşturuyor.) olmuş. Zaten Hapşuruk silik bir karakter onu siktir et, işte Bilgin de şöyle böyle biraz uzamış. Pamuk biliyorsun, hormonları yiyince vücutta fiziksel ve zihinsel değişiklikler oluyor, nasıl ki mesela Oz'da Bob Rebadow'un beyninde tümör çıkınca hücre arkadaşı Agamemnon Busmalis'i öldürmeye kalkışıyor, bunların da benzer şekilde zihinleri hormondan etkileniyor,ardından bu yüksek güvenlikli olmayan laboratuvardan kaçıp çete kuruyorlar. Sahte kimlik çıkartıyorlar, hep aynı kıyafetleri giymeye başlıyorlar soyisimlerini de Yıldırım'dan Dalton'a çeviriyorlar. Apçı Avarel, Hapşuruk Jack, Bilgin William, Somurtkan da Joe ismini alıyor.

-------------------------***------------------(bu sefer farklı yaptım, daha doymadım)

"Hükümet bunlarla başa çıkamayınca bizleri yakalayıp onlara karşı bir çete kurma planları yaptı. Tabii bize de hormon verecek değiller, pat üstümüze nükleer sıvılar dökmeler bilmem ne. Shredder ve Beyin nasıl Rocksteady ve Be-Bop'ı überdomuz yaptıysa bunlar da bizi überdomuz yaptı. Üstüne de iyi maaş bağladılar, ADAMLAR ÇALIYOR AMA HİZMET DE VERİYOR ARKADAŞ."der Mutlu

Bu sırada şok olmuş Pamuk fark eder ki, çayın altını kapamayı unutmuştur. Şoku siktir edip çayları bardaklara doldurup domuzcuklara getirir. Şok olmaya devam ederken İnatçı devam eder:

"Ya işte böyle, evet bizi kardeşlerimizin peşine takan bu devlet(yaa bu arada beynim sümük gibi oldu The Flamingos diye bir tane doo-wop grubu dinlerken. Onu dinlemesem bu kadar bozulmazdı. Bu masala da devam ederim bir ara. Alın size Pornolardan yapılmış klip

@Bordeaux Üzerine



Geceleri kafamdan blog yazıp yazıp, buraya aktarmıyorum çok sevgili okurlar. Kendimce eğlenip, bazen kendime müzik tavsiye ediyorum mesela. "Bence hiç güzel değil bu şarkı" falan dediğim oluyor mesela, uyur uyanık haldeyken. Bazı zamanlar kafada çok güzel şarkı çalar, ya da şöyle kallavi bir resim görüp "ananı sikeyim ananı sikeyim çok güzel" diyip uyanırız ancak, benim şimdiye kadar yapabildiğim tek şey, bu şarkılardan bir tanesini uyanıp telefona kaydetmekti. Açıkçası gece aniden arayan Sezen Aksu tadı yakalamak için yaptım, hemen müzisyen arkadaşımı arayıp melodiyi mırıldandım. "Abi bu şarkı zaten Sezen Aksu'nun Erkek Güzeli" dedi. İşte o an fark ettim ki, bu ilham perisi denilen -ki peri'yi nedense dişi olarak tahayyül etmeme rağmen, Fairly Odd Parents'dan sonra bu görüşüm değişti diyebilirim- pis sadece Sezen Aksu'ya şarkı veriyor, geri kalan ilham meraklılarına sadece eski şarkıları ve "Özgür Buldum Remix" ya da "Ozan Çolakoğlu Remix" gibi versiyonlarını veriyor. Özgür Buldum Remix'i Dudu albümüne sahip olanlar bilirler. Ciddi anlamda çok yüksek sayıda New Order ve Depeche Mode saçma remiks isimleri duymuş olsam da "Özgür Buldum Remix" bunları tokatlayıp geçiyor sevgili dostlarım.

Değerli okurlar, şimdi buraya diğer gamil hesabımdan bir fotoğraf yüklemek için dInternet Explorer'ı açmak durumunda kaldım. Ben bu internet explorer'ın kodlarını yazanların kaynatalarını sikeyim çok afedersiniz. Program açıldığı gibi mi kitlenir, bu adamlara "Welcome to my first Web-Page" html kodları yazmak bile haram olmalı. Oha harbiden program çöktü! Açacağı şey de kıytırık bir resim yani. Gözünü sevdiğim Chrome'u, senin ben minimalliğini yiyeyim. Hah henüz düzeldi, ve abartmıyorum bir 3 dakikadır bunları yazarak oyalanıyorum. Microsoft'dakilerin kaynatalarının çoğu nedense Twin Peaks'de yaşadığını hayal ettim, neden bilmiyorum. Ama umarım hepsi orada, herkesin birbirine yalan söylediği, adeta Mahallenin Muhtarları'ndan(Kandemir Konduk yazdı, Filiz Kaynak Yönetti) eksik olmayan entrikaların yaşandığı yerde yaşıyordur.
Efendim, biliyorsunuz, bir süre önce facebook duvarımda komikli video ve marketten cips çalan martı gifleri paylaşılmadığı için kendisini kapamıştım. Ancak, sürekli bu site hakkında sosyal mesajlar veriyordum. Vay işte efendim, kimlik bilgilerimizi takip ediyorlar, yok işte Mark Zuckerberg Harvard 3.Yurdun camından işemiş bilmem ne, diye karalama kampanyaları yapıyordum. Açıkçası ne yalan söyleyeyim bunların hiçbirini yapmıyordum, isteyen istediği yere üye olur, bana mı kaldı amına koyayım onu engellemek. Ancak bu fotoğrafı benimle paylaşmış olan kadim dostum Joseph Stiglitz'e de anlattığım bir şey vardı. Ulan @Boston, @Nice, @San Tropez, @SoHo, @London yazmak elzemken, niye delikanlı biri çıkıp da @Yozgat, @Gerze, @Çankırı yazmıyor? Ya bu Boston, Nice, San Tropez illerine gidenlerin belirtmesi gereken çok önemli bir şey var, ya da Gerzeli vatandaş nerede olduğunu çevresine aktarmak istemiyor. Nedir bunların dertleri, falan diyordum, sonunda Emin Ekiz isimli vatandaş bu olaya bir el atıp, böyle bir akım başlatmış. Ben yalan atmayacağım şu an Bordeaux'dayım, zaten ben okuruma şimdiye kadar hiç yalan atmadım da. Burada gündüz hissedilen hava sıcaklığı 26C derece civarında seyrediyor, isteyen bakabilir. Neyse değerli okurlar bu en üstteki resim de Death Grips'in ex military isimli öfkeli mix-tape'i, daha The Antlers'ın albümünden falan da bahsetmek isterdim ama siktiredin. Yeni çıkan albümleri tanıtmak benim görevim değil.


P.S: Şarkıdaki sample'ı biliyorsunuz, seviyorsunuz.Hypnotoad kafası

28 Nisan 2011 Perşembe

Bebek Zırıltısı Dinlememek İçin Noise Dinlemeye Başlamak Üzerine


Bu şakayı gerçekten de nasıl yapabildim bilmiyorum ama geçen gece uyumadan önce yine Timsah Avcısı'nı düşünüyordum o yüzden şimdi yaptım. Yatmadan önce yıkanmıştım, acaip çemen kokuyorum pastırma yediğim için geçenlerde. Kimsenin böyle bir dertten muzdarip olmasını istemem, mesela gül reçeli yediğim zaman da gül koksam delirirdim herhalde. Çünkü gül suyu katlanabilecek bir koku değil. Zaten gül reçeli de yemiyorum. Gülün yaprağı yenir mi ya, ilkokul 1'e giderken yenir teneffüste de, ya da el yumruk yapılıp üstüne gül yaprağı konup "laşk" diye vurup gül yaprağının patlayıp patlamayacağına bakılır bu kadar.(yalnız şu gül yaprağının patlamasında çok garip freudyen durumlar seziyorum ama girmeyeceğim bu rezalete.)

Neyse, biliyorsunuz önceden de birçok kez kara yolculuklarıyla ilgili nefretimi buraya dökmüştüm. Ancak, nasıl olur da otobüslerde zırlayan bebeklerden bahsetmem aklım hiç ermiyor. Bir saniye sol elim çok kötü oldu, sanırım karpal tünel sendromuna kurban gitti sol elim. Hasiktir yazarken acı çekiyorum. Karpal Tünel Sendromu demişken Er Ryan'ı Kurtarmakta Sniper'ı oynayan abimizi anmamak olmaz. Filmde bununla alakası olmasa da yine de anmak istedim çok seviyorum kendisini. Oynadığı filmlerin %70'inde falan görev adamını oynayan bu abimiz eğer Türk olsaydı adı mutlaka Samet olurdu. Fotoğrafını koyup bir tribute eyleyelim.
Evet, konu bugün Noise, gürültü dinlemek diye çevirmek istemedim, tür olanından bahsettiğim için. Noise Müzik de denmiyor kendisine ne diyeceğimi bilemedim, ayı gibi bıraktım. Bu işin en önde bayrak taşıyanlarından Merzbow Japon bir abimiz, zaten bu kafa sikici işin büyük çoğunluğu Japonya'dan çıkıyor. Ancak bebek zırlamasından daha katlanılabilir olduğunu söyleyebilirim. Bu sikin ortaya çıkacağı daha Musique Concréte döneminden belliydi de bir insana da anlatamadım derdimi. Musique Concréte'e gerçekten Pierre Schaeffer bir dönem en iyi arkadaşım olmasına rağmen katlanamam. Zaten bu tip avant-garde mevzulardan pek hoşlanmıyorum, halihazırda buraya gelip avantgart mavantgart gibi kelimeler kullanırken kendi dönemi için önemli bir albüm, efendime söyleyeyim punk'ın oluşumuna çok önemli katkı sağlamış bir albüm vesaire diye sürekli övülen Velvet Underground & Nico albümünü çok uzun süre severek dinlemiştim. Sonradan bir arkadaşımın Godot'yu Beklerken için dediği gibi, bunun bana öğretilmiş bir sevme olduğunu düşünmeye başladım. Yani albüm için "aşmış ya, adamlar o dönemden punk'ı öngörmüşler" falan derken ben buna inanmıyor, sürekli okuduklarımın gazıyla bu albümü övüp duruyordum. Şimdi düşündüğüm zaman bu albümün ne Loaded'dan daha iyi olduğunu ne de öyle efsanevi olduğuna dair fikrim kuvvetleniyor. Kimsenin etkisinde kalmadan bu albümü dinlemiş olsaydım, ve Andy Warhol vesaire gibi isimleri bilmeseydim bu albüme on üzerinden en fazla altı verirdim. Peki bunu okuyan siz munis, iyi huylu, beni de pek sever mi onu bilmiyorum okurların bu yorumum umrunda olacak mı? Hayır!

FAKAT!

Daha iyi bir dünya mümkün, lütfen önyargısız dinleyin albümü. Kötü albüm demiyorum ama bir bu albümün bir de Sgt. Peppers'ın inanılmaz derecede abartıldığına inanıyorum. Hele Revolver ve Abbey Road varken Sgt. Peppers'ın yarak yemesi gerektiğini düşünüyorum. Bir albümün nasıl yarak yiyebileceğini üstad Lovecraft gibi sizin hayal gücünüze bırakmak istiyorum.

Of bebek zırlamasına nefretimi anlatacaktım, hırsım söndü muzlu albüme laf yetiştireyim derken. Bunları yazarken Boris'den Feedbacker'ı dinliyordum, bu kadar.

21 Nisan 2011 Perşembe

Bedeni İçeride Yapmak Üzerine


"Ftaps, çopsss, tapssss, fşşşşşşşşşş"
Poşet İçindeki Top, İçeride yapılan bir beden eğitimi dersi, 1950'lerden beri

"Beden dersini içeride yapmak" spor salonu olmayan okulların öğrencilerine şarkı söyletmesi ve diğer etkinliklerde bulunması konusunda yaşadığı deneyimleri anlatan bir Richard Rorty kitabı. Özellikle, sınıf içi "gün sonu eğlencesi oyunları" diyebileceğim, hırsız polis, dev cüce[ bu bûloğu takip edenler arasında umarım bu oyuna deve cüce diyen yoktur. Arkadaşım Deve-Cüce nedir? Cücenin zıttı Deve mi sence? Tamam 5'e gidiyor ve onbirbuçuk yaşında olabilirsin ama lütfen şu oyunun adını düzgün söyle. Ha yaşını buçuklu aktarmak ayrı bir delilik, dokuzbuçuk yaşımdan sonra bıraktım. Bir de bu ekibin, Şişe Çevirmece oyununa Doğruluk mu Cesaretlik mi? diyenleri vardı ki, şimdilerde kullanılan "laikçilik" gibi grotesk(bu buraya uydu mu?), bir kelimenin temelini "cesaretlik" diyerek atmışlardır. Biliyorum ki İngilizcesi Truth or Dare olan bu oyunun çevirisi emperyal güçler tarafından tertemiz dimağlara zerk edilmeye çalışıldı, şu an 7'ye geçtiğim için kullanılıyor mu hala bilmiyorum. Ama yazıklar olsun!] gibi oyunlar bunlar arasında en popüler olanları. Ya da sınıfın güzel seslisine şarkı söylettirmek, bir de şunu belirtmek isterim ki bir hafta önce çok kötü dövdüğü öğrencisine Şol Cennettin Irmakları'nı ceza olarak söylettiren Fransızca öğretmenim vardı. Şol Cennetin Irmakları demişken:

(İslami kesimin öncelikle şöyle taşaklı bir aydına değil, fotoşoptan anlayan birine bir de tasarımcıya ihtiyacı var bu arada, yanayakıla düşündükleri sorunun çözümü budur. Üstünden uçan balonlar geçen arapça bir yazı aklıma Uzun Maltepe pakedini getiriyor. Bir de Şol Cennetin Irmakları demişken şu alıntıyı yapmazsam da çatlarım Çok öyle okunacak bir şey değil de neyse:

Şol cennetin ırmakları, akar Allah deyu deyu.
Öğle namazında güneş, yakar Allah deyu deyu.
Geç katıldı bu kervana, Allahım yakındır sana,
Bir o yana bir bu yana, bakar Allah deyu deyu.

490Burası Allah yapısı, açılsın cennet kapısı,

Bu imtihansa hepisi çakar Allah deyu deyu.
Bu kervanda herkes yaya, rastlanmaz beye, ağaya,
İnsan aklını duaya, takar Allah deyu deyu.
Dualar bağlı toprağa, düşünce saplı batağa,

495Gene camiden sokağa, çıkar Allah deyu deyu

Of şu yapıştırma olayından sonra font bozuluyor, deliriyorum. Toparlayamıyorum da. Neyse beden diyordum, hay sikeyim şu an imleci görmeniz lazım iki satır yukarıda yanıp sönüyor, adeta bir Matrix, bir The Net miydi neydi o Sandra Bullock'ın oynadığı internetli filmlerde başka birisi yazıyı yazıyormuş tadı yaşayıp kendi kendimi korkutuyorum. İnterntli film ise gerçekten de imdb'de ilk 50 listesi hazırlanması gereken çok önemli bir tür, lütfen dalga geçmeyiniz. Nasıl ki "çocuk ve köpeğin dostluğunu anlatan" film genre'ı varsa, bunun da olması lazım, ya da basketçi köpek? Şimdi abartmayayım ama söyle en az 16 tane falan basketçi köpek filmi izlemişimdir yani. Bir de "Stand by Me" benzeri filmlerin de ayrı bir Genre'ı olması lazım.

Bu yazıyı şimdiye kadar hiç yapmadığım bir şey yapıp bir blog tavsiye edip sonlandırıyorum:


http://gothsinhotweather.blogspot.com/


Aşağıdaki boşluğu da silemiyorum. Bir Tutunamayanlar alıntısı uğruna ya rab! Ne Güneşler batıyor!!!!!

19 Nisan 2011 Salı

Tuxedo Cat denen Kedi Hayvanı Üzerine

Tuxedo Cat diyince doğrudan böyle bir resim aklımda canlandığı için, derhal paint ustalığımı gösterip bir görsel hazırladım. "This look shopped" resimlerine örnek olarak kullanılabilir ayrıca, GNU falan filan. Bir de copyleft olayı var ki hiç sormayın. Lan o nasıl bir saçmalık, tam karşıtını lap diye koymayın böyle, dikkatim dağılıyor gördükçe,Bandista'nın albümünde falan yazıyordur mutlaka. Neyse, efenm biliyorsunuz, internetin 34. kuralına göre eğer bir şey varsa onun pornosu da vardır, hatta google'da "Rule 34" diye aratınca şöyle bir göz gezdirdim sanırım bir uçak motoruyla halvet olan insan gördüm de korkup kapadım.

Neyse, bu kuralların belirlendiği enstitüde yaklaşık 3 yıl yarı zamanlı olarak çalışmıştım, gerçekten de çok ağır bir iş. Her gün gelen binlerce Avatar'lı, Shemale Marge Simpson'lı kötü çizilmiş resimleri elimizden geçiriyorduk. İşte eski sene sonu raporlarını karıştırırken çok gizli verilerden yola çıkarak hazırlamış olduğum, "İnternetin İçindekiler" istatistiklerime rastladım.
Sizinle bunları paylaşmaktan onur duyarım.
%43 Kedi(düşen %12, uyuyan %10, yavru %15, diğer %6)
%30 Porno (burada pornonun detaylarına girmek istemiyorum)
%20 Veri, Bilgi ( kişisel bilgiler de dahil buna facebook, eski sevgili fotoğrafları, komik videolar falan filan)
%7 komik gif (marketten cips çalan martı, betona düşüp kafası yarılan adam vesaire)

Gördüğünüz gibi internetin büyük çoğunluğunu kediler domine etmiş durumda. İngilizce'de Tuxedo cat denen türün siyah beyaz kedi olmasından ötürü şey yaptım, çok garip geldi o yüzden. Yoksa bugün komik bir anı anlatacaktım.

Biliyorsunuz, alışveriş merkezlerine girerken metal dedektörleri oluyor. Bu arada orospu çocuğu Carrefour'a da buradan sesleniyorum, satın aldığım şeyleri bantlayıp, sıcak poşetle mühürleyip durma!!! Yavşak ya, kıçı kırık 70 sayfalık Kumarbaz çevirine kaldım sanki senin de, onu çalacağım. Zamanında Faust'un böyle 100 sayfalık bir çevirisinden okumuştum da Pamuk Prenses ve 7 Cüceler'de cücelerin madenden dönerken söyledikleri şarkıdaki gün batımı gibi bir arka plan kalmıştı aklımda da, sonradan normalini okudum, konu çok farklıymış. Ben daha Pastoral daha inek boku kokan bir yer hatırlıyormuşum meğer. Neyse, zaten televizyon çalamam, yani çalabileceğim şeyler, kepçe, patates soyma aleti, mini kaktüs, kedi maması(ana konuya geri dönüş!), probis falan, ki probisi de sevmem yani, damağımda kötü tat bırakıyor biraz. Neyse, mesele bu değil, sikişmişin çocuğu Carrefour'un kurumsal kimliğini zedelemek amaç burada!! Neyse, metal dedektörleri diyordum. Şimdi sanırım ben 5 yaşımda falan ilk defa Alışveriş Merkezi'ne gittim, zaten öyle doğru düzgün alışveriş merkezleri ben doğduğumda Fransa'da yoktu bundan 350 yıl öncesinden bahsediyorum. Yani Türkiye'dekilerin yurtdışına çıkıp da "Muzu taneyle alabiliyorsun canım, nasıl bir gelişmişlik!!" dedikleri ve Türkiye'de mayonezin normal tüketim maddesine dönüşmesinden çok önceki dönemler. Şimdi metal dedektörlerinden badana diye geçiyorum, bunların plasebo etkisiyle konmaya başladığını düşündüğüm için.

Ancak o zamanlar Demolition Man'i izlemiş ve 3 tane deniz kabuğunun taharet musluğunun yerine nasıl geçebileceğini tahayyül etmeye çalışıyor bir yandan da ilk vintage fütüristik şiirlerimi yazıyor, nasıl Sylvester abimiz gibi hibernasyon olayına girip 20 30 yıl sonra uyanabilirim diye düşünüyordum. İşte bu filmde hatırladığım kadarıyla metal dedektörleri vardı, paso ötüp duruyordu. Bu arada şu an Godspeed You! Black Emperor'ın hep ertelediğim, dinlemekten kaçındığı F#A# Ke$ha albümünü ilk kez dinliyorum. Tebrik ediyorum Efrim Menuck'u canım benim. Neyse, alışveriş merkezine gireceğiz, hemen yakalanma amacıyla ellerimi iki cebime sokup sağ elimi silah şekline getirip, sol elimi de yumruk yapmak sûretiyle bombaya benzetip dedektörden heyecan fırtınasıyla geçtim. Fakat başarısız oldum, ancak bir 10 dakika sonra yürüyen merdivenlerin dış yüzüne tutunarak çıktığım için korku dolu anlar yaşamıştım. Lan 5 yaşında adamı niye yürüyen merdivenin yakınına koyuyorsunuz. Tabii ki dış çeperine asılacak. Neyse, bu da benim böyle bir anım, saygılar. Ha durun şarkı koymadan bitirmeyeyim, ya da ondan önce yine bir şarkıdan çıkıp haiku yazayım, çok sardı:

Sarhoş bir denizciyle
Sabahın körü
Ne yapılabilir ki?

a-ha - the swing of things (1986) from J. Christian Guerrero on Vimeo.


P.S: Komik gif yazıp, "betona düşüp kafası yarılan adam" demişim. Orada biraz garip olmuş. Şimdi bütün betona düşüp kafası yarılanlardan özür diliyorum. Bir nefret suçu izledim. İşledim bile yazamadım. Ama olsun, hani "gif"i izledim ama hiçbir şey yapmadım. BU ŞİDDET PORNOGRAFİSİNE TEPKİSİZ KALDIM!!!1bir eins!1 yazıklar olsun hesabı düşünün onu.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Dalai Lama Üzerine


"As human beings, we are all the same, there is no need to build some kind of artificial barrier between us."
Dalai Lama'nın Twitter hesabından

Çıldıracağım ya hu, koskoca Dalai Lama bunu der mi? Aga Dalai Lama'sın sen bu tip muhabbetlerin modası geçmedi mi? Nasıl kullanıldığını bilmiyorum twitter denen ortamın, mesaj atılacak olsa cefakar Tibet'in, bu ruhani liderine çok ağır sözler söylerim. Sen de yalanmışsın Dalai Lama. Pek değerli okurlar bilen bilir bu adamın Nobel Barış Ödülü falan da var. Gerçi şimdi burada, Nobel Ödüllerinin en Tırtı(Dünyanın En Güzel Arabistanı) olan Barış Ödülü'nün tırtlığından bahsetmeye kalkışsam sayfalar almaz. Sakın yanlış anlamayın diğer Nobel Ödülleri'ne saygım sonsuz, saygım sonsuz değil de yani "Obüüü Orhon Pomuk da böylö yoptu do oldu zotön." seviyesinde değil. Anasını siktiğim Nobel Barış Ödülü'nü Obama'ya verdiler lan! Depeche Mode'un Playing the Angel'dan sonra Sounds of the Universe'ü çıkartması gibi. Bir sahil kasabasında oturup da, "Zaten bunlar Amerika'nın oyunları azizim!" diyerek rakı içen emekliden farksız davranıyoum sinirden. Yanlış anlaşılmayayım Obama'nın da çoluğu çocuğu var o da ekmek parası peşinde ama ben bir sene boyunca hiçbir şey yapmayarak ve thehungersite'dan her gün bir öğün yemek vererek dünya barışına daha çok katkıda bulundum. SİKEYİM! Çok sinirlendim. Ben de istiyorum lan Nobel! Bak sen fikre bak"Hepimiz aynıyız, aramıza duvarlar örmeyelim." En son ortaokulda(école normal supérieure'ün supérieur kısmı) Türkçe dersinde bunu yazıyordum: "Elimizdeki tuğlalarla duvarlar değil köprüler inşa edelim!" bunu da nereden duyduysam artık. Kesin Hasan Pulur falan okurken denk gelmişimdir.

Sinirden ellerim titriyor şu an. Birinden hayatı değiştirecek bir söz söylemesini beklediğimden değil, bu meseleyi bu kadar bayağı bir biçimde ele almasından sinirleniyorum. Tam ağlak sözler, hep bu New Age siki yüzünden. 90'ların başında The LAst of The Mohicans'la Kızılderili'lerin aşırı övülmesi akımına benzer bir durum. Bu Nobel Barış Ödülü'ne de para veriyorlar mı diğerleri gibi? Alıp, ödül parasını da gayrimenkula yatıracağım. Bildiğim kadarıyla ödül kazanan biri tarafından aday gösterilmek gerekiyor. Eğer tanıdığınız Nobel Barış Ödülü sahibi varsa mail'imden bana ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bugün için ben de bir söz söyleyeceğim: Bilgiye sahip olamayız,ancak bilgi olabiliriz.

Dalai Lama olsam eşek gibi tutardı bu söz. Ben bile anlamının ne olduğunu bilmiyorum. Bu arada benim gibi Dalai Lama'dan nefret edenler var mı diye ararken bu hususta yazılmış bir yazıya denk geldim. Uzun olduğu ve fotoğrafsız olduğu okumadım ama yine de aynı fikirleri paylaştığımıza eminim.

P.S: Hasiktir değilmiş, yazıyı yazan kişi Yeni Zelanda Christchurch mensubu çıktı. Neyse, yine de yazıyı okumadım hala olabilir.

P.S2: Bu arada Dalai Lama'nın gözlük çerçeveleri 30 yıldır aynı, adeta kutsallığını kanıtlar nitelikte.
 
Copyright © 2010 MONTEYN